TRUMP’IN GAZZE PLANININ DEĞERLENDİRİLMESİ
- 20 Eki 2025
- 3 dakikada okunur

Filistin meselesi, 20. yüzyılın ortalarından bu yana uluslararası sistemin en karmaşık, en uzun süre çözülemeyen ve en derin insani boyutlara sahip sorunlarından biri olarak varlığını sürdürmektedir. Tarihsel kökeni Osmanlı sonrası döneme dayanan bu mesele, sadece bir toprak paylaşımı ya da egemenlik sorunu değil; aynı zamanda kimlik, adalet, güvenlik ve uluslararası hukuk ilkelerinin kesişim noktasında yer alan çok boyutlu bir sorunsaldır. Filistin halkı, bir asırdan fazla süredir kendi devletini kurma, toprak bütünlüğünü sağlama ve uluslararası meşruiyet kazanma mücadelesi vermektedir.
Bu çerçevede Filistin’in Birleşmiş Milletler’de tam üyelik hedefi, yalnızca diplomatik bir statü arayışı değil, aynı zamanda halkının ulusal kimliğinin ve egemenlik talebinin uluslararası düzeyde tescili anlamına gelmektedir. Ancak bu süreç, Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki siyasi ve coğrafi bölünme, İsrail’in işgal politikaları ve uluslararası güç dengeleri nedeniyle halen tam anlamıyla sonuçlanamamıştır. Filistin’in geleceği açısından en kritik meselelerden biri, bu iki bölgenin fiilen ve hukuken birleştirilmesi, yani Filistin Devleti’nin coğrafi sürekliliğinin sağlanmasıdır. Bu amaçla gündeme gelen Gazze ile Batı Şeria’yı birbirine bağlayacak karayolu koridoru fikri, yalnızca fiziki bir bağlantı değil; aynı zamanda Filistin’in siyasi ve ekonomik bütünlüğü için stratejik bir gereklilik olarak değerlendirilmektedir.
Filistin iç siyasetinde yaşanan Hamas–El Fetih bölünmesi, ulusal birliğin önündeki en büyük engellerden biridir. Ancak Hamas’ın uluslararası hukuk, siyasal meşruiyet ve barış ilkeleri doğrultusunda bir deradikalleşme sürecine girmesi, Filistin davasının meşru zeminde yeniden güçlenmesine katkı sağlayabilir. Böyle bir dönüşüm, hem iç uzlaşıyı mümkün kılacak hem de uluslararası toplumun Filistin’e olan desteğini artıracaktır.
Diğer yandan, ABD Başkanı Donald Trump tarafından açıklanan 20 Maddelik Barış Planı, bölge için yeni bir düzen önerse de, planın büyük ölçüde İsrail lehine unsurlar taşıması ve Filistin’in egemenlik taleplerini sınırlaması nedeniyle ciddi tartışmalara yol açmıştır. Planın bazı maddeleri, Filistin’in altyapı, güvenlik ve ekonomik kalkınmasına katkı potansiyeli taşırken; Kudüs’ün statüsü, mülteci hakları ve sınırların belirlenmesi gibi temel konularda adalet ve eşitlik ilkesini zedelemektedir.
Türkiye açısından bakıldığında, Filistin meselesi geleneksel Türk dış politikasının vicdani, hukuki ve bölgesel dengeye dayalı yaklaşımının önemli bir sınav alanıdır. Türkiye, tarihsel olarak Filistin halkının meşru haklarını savunurken, aynı zamanda barışçıl çözüm ve Tek Filistinli yapıdan yana bir tutum benimsemiştir. Ankara’nın yaklaşımı, Osmanlı mirasının tarihsel sorumluluğu ile uluslararası hukukun çağdaş ilkelerini birleştiren bir çerçevede şekillenmektedir. Türkiye’nin Filistin’e desteği, yalnızca diplomatik bir tercih değil; bölgesel istikrar, adalet ve insani değerler temelinde yürütülen bir dış politika vizyonunun da tezahürüdür.
Sonuç olarak, Filistin’in geleceği, ulusal birliğin tesis edilmesi, coğrafi bütünlüğün sağlanması, uluslararası tanınırlığın güçlendirilmesi ve sürdürülebilir bir barış mimarisinin kurulmasıyla mümkündür. Bu hedeflere ulaşmak, yalnızca Filistin halkının değil, tüm bölgenin barış, istikrar ve adalet arayışının da ortak bir kazanımı olacaktır.
Filistin ve bilhassa Gazze konusunda basın ve medyamız maalesef daha ziyade yüzeysel konulara ağırlık vermekte asıl çözülmesi gereken hususlara gereği gibi değinilmemektedir. Ortada bir katliam, soy kırımı ve insanlık dramı bütün hızıyla devam ederken bazı önemli konulara zaman ayırmak belki mümkün olamamaktadır. İç politikaya yönelik hamasi söylemlerin, problemi çözmeye fazla etkisi olmamaktadır. Akılcı ve tutarlı hareket etmek gerekir. Onların ne olduğu konusunda da bazı önerileri burada bulmak mümkündür.
Bugün İsrail’i durduracak en önemli gücün ABD olduğu bilinen bir gerçektir. Onun için Trump’ın Ekim 2025 başında teklif ettiği barış planının önemi vardır. Bundan dolayı bu konuya ağırlık verilmiştir. Ortaya konan Planın maddeleri tek tek ele alınarak olumlu ve olumsuz irdelenmiştir. Belki bazılarımızın düşünmediği veya dillendirmediği hususlara yer verilmiştir.
Bu çalışma, BİLDER-Bilim Düşünce ve Strateji Derneği’nin isteği üzerine hazırlanmıştır. Bütün sorumluluk hazırlayan Mustafa Korçak’a aittir.



Yorumlar