RUSYA–UKRAYNA SAVAŞININ ÜÇ BOYUTLU İNCELENMESİ
- 20 Kas 2025
- 3 dakikada okunur

2022 yılının Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı askeri harekâtı, yalnızca iki ülke arasındaki bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda 21. yüzyılın uluslararası düzenini sarsan bir dönüm noktası olmuştur. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Avrupa’da yaşanan en büyük kara savaşı olarak tanımlanan bu çatışma, tarihsel kimlik çatışmalarının, jeopolitik rekabetin ve küresel ekonomik dönüşümün iç içe geçtiği çok boyutlu bir krize dönüşmüştür. Savaşın çıkışı, seyri ve küresel etkileri; klasik güvenlik anlayışlarını, ittifak sistemlerini ve ekonomik karşılıklı bağımlılık tezlerini yeniden tartışmaya açmıştır.
Rusya–Ukrayna ilişkilerinin kökeni, yalnızca son yıllardaki politik gelişmelere değil, Sovyet mirasına, ortak tarih anlatılarına ve kimlik temelli ayrışmalara kadar uzanmaktadır. Rusya açısından Ukrayna, tarihsel ve kültürel olarak “Rus dünyasının” (Russkiy Mir) ayrılmaz bir parçası olarak görülürken, Ukrayna açısından bu bağ, bağımsızlık sonrası kimliğin yeniden inşasında Batı’ya yönelim ve Avrupa-Atlantik entegrasyonu ile yer değiştirmiştir. Bu zıt yönelimler, 2014’te Kırım’ın ilhakı ve Donbas bölgesindeki ayrılıkçı hareketlerle açık bir çatışma hattına dönüşmüş; 2022’de ise küresel ölçekte yankı uyandıran bir savaşa evrilmiştir.
Jeopolitik açıdan bakıldığında Ukrayna, Avrasya’nın merkezinde yer alması, Karadeniz’e açılan stratejik konumu ve enerji nakil hatları üzerindeki belirleyici rolü nedeniyle, hem Rusya hem de Batı açısından kritik bir öneme sahiptir. NATO’nun doğuya genişlemesi, ABD’nin bölgedeki etkisini artırması ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’yı kendi yörüngesine dahil etme çabası, Rusya tarafından ulusal güvenliğe yönelik varoluşsal bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu bağlamda savaş, yalnızca bir toprak mücadelesi değil; uluslararası sistemde güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir satranç tahtası hâline gelmiştir.
Ekonomik düzlemde ise savaş, küresel enerji, gıda ve finans piyasalarında zincirleme etkiler yaratmış; özellikle Avrupa’nın enerji güvenliği ve dünya gıda tedarik zincirleri üzerinde derin krizler doğurmuştur. Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, sadece Moskova’yı değil, dünya ekonomisini de yeniden şekillendirmiş; enerji arzının silah hâline geldiği, ekonomik bağımlılıkların stratejik baskı unsuru olarak kullanıldığı bir dönemi başlatmıştır. Aynı zamanda Türkiye gibi bölgesel aktörler, tahıl koridoru anlaşması ve diplomatik arabuluculuk girişimleri aracılığıyla yeni bir diplomatik denge kurma çabasına yönelmiştir.
Bu çalışma, Rusya–Ukrayna savaşını tarihsel, jeopolitik ve ekonomik üç boyutuyla birlikte inceleyerek, savaşın yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma olmadığını; aksine, uluslararası sistemin yeniden yapılanma sürecinin bir yansıması olduğunu ileri sürmektedir. Amaç, geçmişin izlerini bugünün güç mücadeleleriyle birleştirerek, savaşın ortaya çıkış nedenlerini, gelişim dinamiklerini ve küresel sonuçlarını bütüncül bir çerçevede analiz etmektir.
Çalışmanın amacı, önemi, yöntemi ve sınırlılıkları:
Bu çalışmanın temel amacı, 2022 yılında başlayan Rusya–Ukrayna Savaşı’nın nedenlerini, dinamiklerini ve sonuçlarını çok boyutlu bir çerçevede incelemektir.Çalışma, özellikle üç temel eksen üzerinde odaklanmaktadır:
Savaşın küresel enerji piyasalarına etkisi,
NATO’nun stratejik yapılanması üzerindeki dönüşüm,
Türkiye’nin dış politikasına, güvenlik mimarisine ve diplomatik manevra alanına yansımaları.
Bu amaç doğrultusunda çalışma, sadece çatışmanın askerî boyutunu değil, aynı zamanda ekonomik, diplomatik ve jeopolitik sonuçlarını da analiz etmektedir.Nihai hedef, Rusya–Ukrayna Savaşı’nın uluslararası sistemde yarattığı yapısal değişimleri anlamak ve Türkiye açısından ortaya çıkan riskleri ile fırsatları ortaya koymaktır.
Çalışmanın Önemi
Rusya–Ukrayna Savaşı, Soğuk Savaş sonrası dönemin en kapsamlı ve uzun süreli jeopolitik krizidir.
Bu savaş, uluslararası hukuk, enerji arz güvenliği, küresel tedarik zincirleri ve güvenlik ittifakları açısından yeni bir dönemin habercisidir.
Çalışmanın önemi, şu unsurlardan kaynaklanmaktadır:
Enerji güvenliği: Avrupa’nın Rus gazına bağımlılığının azalması, LNG piyasasının şekillenmesi ve yenilenebilir enerji dönüşümünün hızlanması, dünya ekonomisinde kalıcı değişim yaratmaktadır.
Güvenlik doktrinleri: NATO’nun doğu kanadında artan askerî varlığı, ittifakın savunma konseptini yeniden tanımlamıştır.
Türkiye’nin konumu: Türkiye, hem NATO üyesi hem de Rusya ile yakın ekonomik ve diplomatik ilişkilere sahip bir bölgesel güç olarak, bu krizde arabulucu rolüyle dikkat çekmiştir.
Uluslararası sistem analizi: Savaş, tek kutuplu dünya düzeninin sonunu ve çok kutuplu yeni bir denge arayışını simgelemektedir.
Bu bağlamda, çalışma hem akademik literatüre katkı sağlamayı hem de politika yapıcılar için stratejik çıkarımlar üretmeyi hedeflemektedir.
Çalışmanın Yöntemi
Bu çalışma nitel araştırma yöntemi temelinde kurgulanmıştır.
Araştırma, tarihsel–karşılaştırmalı analiz, doküman incelemesi ve jeopolitik değerlendirme tekniklerini ve tahlilleri birlikte kullanmaktadır.
Yöntemsel adımlar şunlardır:
Tarihsel Analiz: 1991’den itibaren Rusya–Ukrayna ilişkilerinin evrimi, 2014 Kırım ilhakı ve 2022 işgali bağlamında incelenmiştir.
Doküman Analizi: NATO belgeleri, Avrupa Komisyonu enerji raporları, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı açıklamaları ve düşünce kuruluşu (SETA, CSIS, Atlantic Council) raporları taranmıştır.
Karşılaştırmalı Analiz: Savaşın öncesi ve sonrası dönemde uluslararası enerji, güvenlik ve diplomasi göstergeleri karşılaştırılmıştır.
Durum Analizi: Türkiye’nin dış politika tutumu, diplomatik arabuluculuk girişimleri ve enerji politikası verileri üzerinden değerlendirilmektedir.
Bu çok boyutlu yöntem, çalışmanın hem teorik hem pratik düzlemde dengeli olmasını sağlamaktadır.
Çalışmanın Sınırlılıkları
Her akademik çalışma gibi, bu analiz de belirli sınırlılıklar içermektedir:
Zaman sınırlılığı: Savaş hâlen devam ettiği için analiz, 2025 yılı itibarıyla mevcut veriler ve gözlemlere dayanmaktadır. Gelecekteki gelişmeler bulguların güncellenmesini gerektirebilir.
Veri erişimi: Rusya ve Ukrayna kaynaklı resmi istatistikler sınırlı veya propaganda amaçlı olabileceğinden, bazı veriler bağımsız kuruluşların tahminlerine dayanmaktadır.
Nitel yöntemlerin yorumsal doğası: Nitel analiz, araştırmacının değerlendirmelerine bağlıdır; bu da belirli ölçüde yorum farklılıklarına açık bir alan yaratır.
Savaşın çok boyutluluğu: Enerji, güvenlik, ekonomi ve diplomasi alanlarının her biri başlı başına derin birer çalışma alanı olduğundan, bu rapor bir “genel çerçeve analizi” sunmaktadır.
Sonuç olarak:
Bu çalışmanın amacı, önemi, yöntemi ve sınırlılıkları bir araya geldiğinde; Rusya–Ukrayna Savaşı’nın sadece bölgesel bir kriz değil, küresel sistemin yeniden yapılanma sürecini hızlandıran tarihsel bir dönüm noktası olduğunu ortaya koyar.



Yorumlar