MODERN KORSANLIK
- 12 Oca
- 10 dakikada okunur

ABD’nin Tek Taraflı Yaptırımlarının Deniz Hukuku Açısından Değerlendirilmesi
OLAY HAKKINDA
‘’ABD İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, uluslararası sularda iki petrol tankerine yönelik art arda operasyonlar gerçekleştirildiğini açıkladı.
Noem, ABD merkezli X şirketi üzerinden yaptığı paylaşımda, operasyonlardan birinin Kuzey Atlantik, diğerinin Karayipler bölgesinde gerçekleştirildiğini duyurdu. El konulan gemilerin isimleri “Motor Tanker Bella I” ve “Motor Tanker Sophia” olarak açıklandı.
Noem, Bella I’in haftalarca kaçmaya çalıştığını, bayrağını ve gövdesindeki ismini değiştirdiğini iddia etti. Ayrıca gemilerin ya son olarak Venezuela’da demirlediğini ya da buraya doğru yola çıktığını öne sürdü.
Operasyon anlarının videolarını da paylaşan Bakan Noem, “Bugün şafak öncesi düzenlenen iki operasyonda, Sahil Güvenlik, iki ‘hayalet filo’ tanker gemisine yönelik titizlikle koordine edilmiş art arda operasyonlar gerçekleştirdi.” ifadelerini kullandı.
Noem açıklamasını şöyle sürdürdü: “Dünyanın suçluları uyarıldı. Kaçabilirsiniz ama saklanamazsınız. Amerikan halkını koruma ve uyuşturucu terörizminin finansmanını nerede bulursak bulalım, kesintisiz olarak engelleme misyonumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz.” (A.A. 7Ocak-2026)
‘’Tankerler, ABD’nin deniz gücünü atlatmak için olağanüstü yöntemler kullanıyor. Gemilerin otomatik tanımlama sistemleri üzerinden sahte konum sinyalleri gönderdiği, Afrika açıklarında ya da başka ülkelerdeymiş gibi göründüğü kaydedildi.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik denizde uyguladığı kuşatma planı sahada çatırdamaya başladı.
Uluslararası basına yansıyan bilgilere göre çok sayıda petrol tankeri, ABD donanmasının kurduğu deniz ablukasını aşmak için ortak hareket etti.
En az 16 petrol tankerinin ABD donanmasının denizde kurduğu kuşatmayı aşmak için koordineli biçimde harekete geçtiği görüldü.
The New York Times kaynaklı bilgilere göre tankerler, ABD’nin deniz gücünü atlatmak için olağanüstü yöntemler kullanıyor.
Gemilerin otomatik tanımlama sistemleri üzerinden sahte konum sinyalleri gönderdiği, Afrika açıklarında ya da başka ülkelerdeymiş gibi göründüğü kaydedildi.
Bazı tankerlerin gövdelerine bile farklı gemi isimleri yazdığı tespit edildi.
ABD’li yetkililer ablukayı “modern tarihin en büyük deniz karantinalarından biri” olarak tanımlarken, sahadaki tablo farklı bir görüntü veriyor.
Uydu görüntüleri, haftalarca Venezuela limanlarında bekleyen tankerlerin aynı anda demir alarak açık denize yöneldiğini aktardı.
Denizcilik analizlerine göre tankerler tek tek hareket etmek yerine birlikte davranıyor. Amaç, ABD donanmasının tüm gemileri aynı anda durduramamasından faydalanmak.
Takip sistemlerinde bazı tankerlerin aynı anda iki farklı yerde göründüğü belirlendi. Bir tanker Nijerya açıklarında görünürken, gerçek konumunun Venezuela kıyıları olduğu anlaşıldı. Sistemlerde hizmet dışı bir gemi gibi gösterilen bu tankerler “zombi gemi” olarak tanımlandı.
Uydu analizleri ve tanker takip platformlarının verilerine göre, Venezuela’dan petrol çıkışı tamamen durmadı. Aksine, gizli sevkiyatların hız kazandığı ifade ediliyor. Ham petrol taşıyan gemilerin bir kısmının izinin tamamen kaybolduğu iletildi.’’ (DENİZ HABER AJANSI)
Uluslararası sularda neler oluyor? ABD ordusu, haftalardır süren nefes kesen takibin ardından hem Atlantik Okyanusu’nda hem de Karayipler’de iki dev petrol tankerine el koyduğunu duyurdu. Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik başlattığı "deniz ablukası" kapsamında gerçekleşen operasyonda; daha önce Bella-1 adıyla bilinen ve yaptırımlardan kaçmak için Rus bayrağı çekerek adını "Marinera" yapan hayalet tanker, İzlanda açıklarında ABD Sahil Güvenliği tarafından durduruldu. Aynı saatlerde Karayipler’de Panama bayraklı "M/T Sophia" adlı bir başka tanker de eş zamanlı baskınla ele geçirildi. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan "bu bir korsanlıktır" sesleri yükselirken, ABD İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem operasyon anlarını sosyal medyadan paylaşarak küresel enerji piyasalarında deprem etkisi yaratan bu hamleyi tüm dünyaya ilan etti. (5 Ocak,2026)
ULUSLARARASI DENİZ HUKUKU
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS),
10 Aralık 1982 tarihinde
Jamaika’nın Montego Bay kentinde imzalanmıştır.
Sözleşme, uzun müzakereler sonucunda kabul edilmiş; denizlerin hukuki statüsünü kapsamlı biçimde düzenleyen en temel uluslararası metin haline gelmiştir. Yeterli sayıda devletin onaylamasının ardından 16 Kasım 1994’te yürürlüğe girmiştir.
Kısa Açıklayıcı Not
UNCLOS; karasuları, bitişik bölge, münhasır ekonomik bölge (MEB), kıta sahanlığı, açık denizler ve denizlerde uyuşmazlıkların çözümü gibi alanlarda küresel hukuk rejimini belirler. ABD sözleşmeyi imzalamış ancak onaylamamıştır; buna rağmen birçok hükmü uluslararası teamül hukuku olarak kabul edilir. Bu sözleşmeyi Ülkemiz de Ege Denizindeki problemlerden dolayı imzalamamıştır.
ABD Başkanı Trump’ın, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın, ABD iç hukukuna dayanan tek taraflı yaptırımların ihlali gerekçesiyle, uluslararası sularda seyreden yabancı bayraklı tankerleri durdurması veya el koyması;
Uluslararası hukukun temel ilkeleriyle,
BM Şartı’nın güç kullanma yasağıyla,
UNCLOS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) kapsamında tanımlanan seyir serbestisi ve bayrak devleti münhasır yetkisi ilkeleriyle,
açık bir normatif çatışma içindedir.
Normatif Çatışma,
“Aynı fiil veya olaya ilişkin olarak birden fazla normun farklı davranış yükümlülükleri, izinler ya da yasaklar getirmesi” hâlidir.
Örneğin: Bir norm bir davranışı yasaklarken, Başka bir norm aynı davranışı izinli veya zorunlu sayıyorsa ortada normatif çatışma vardır.
2. Normatif Çatışmanın Görüldüğü Alanlar
Normatif çatışma yalnızca hukukta değil, farklı normatif sistemlerde de ortaya çıkar:
a) Hukukta; Anayasa – kanun çatışması, Kanun – yönetmelik çatışması, Uluslararası hukuk – iç hukuk çatışması ve Aynı seviyedeki iki kanun arasında çatışma
b) Hukuk dışı normatif alanlarda; Hukuk – ahlak çatışması, Hukuk – din kuralları çatışması, Meslek etiği – mevzuat çatışması
3. Hukukta Normatif Çatışma Türleri
1.Hiyerarşik Norm Çatışması; Üst norm ile alt normun çelişmesi, Örnek:
Anayasa’da güvence altına alınan bir hakkın,
Bir yönetmelikle sınırlandırılması. Çözüm: Üst norm uygulanır
2.Zaman Bakımından Çatışma; Eski norm ile yeni normun çelişmesi. Çözüm ilkesi: Yeni norm, eski normu ilga eder.
3.Özel – Genel Norm Çatışması
Genel bir düzenleme ile özel bir düzenlemenin çelişmesi. Çözüm ilkesi: Özel norm, genel norma üstün gelir.
4.Uluslararası Hukuk – İç Hukuk Çatışması
Özellikle insan hakları alanında görülür.
Türkiye örneği: Anayasa m.90/son gereği, Temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler, Kanunlarla çatışırsa uluslararası sözleşme uygulanır
4. Normatif Çatışmanın Çözüm İlkeleri (Klasik Üçlü)
Hukukta normatif çatışmalar genellikle şu üç ilke ile çözülür:
1. Hiyerarşi İlkesi: Üst norm, alt norma üstün gelir
2. Özellik İlkesi: Özel norm, genel norma üstün gelir
3. Zaman İlkesi: Yeni norm, eski norma üstün gelir
Bu ilkeler arasında da öncelik sırası vardır:
Hiyerarşi → Özellik → Zaman
5. Normatif Boşluk ile Karıştırılmamalıdır
Normatif çatışma: Çok fazla norm vardır ve çelişir
Normatif boşluk: Hiç norm yoktur
İkisi farklı hukuki sorunlardır.
6. Güncel ve Siyasal Bağlamda Normatif Çatışma
Günümüzde normatif çatışmalar: Olağanüstü hâl düzenlemeleri, Ulusal güvenlik gerekçeleri, Uluslararası yaptırımlar ve Başkanlık kararnameleri. gibi alanlarda daha sık ortaya çıkmakta; bu durum hukuki belirlilik ve hukuk devleti ilkesini zedeleyebilmektedir.
ABD’nin Tek Taraflı Yaptırımlarına Dayanarak El Koyması
ABD’nin bazı tankerleri:
İran, Venezuela vb. ülkelere yönelik ABD ulusal yaptırımlarını ihlal ettiği,
Petrol gelirlerinin “yasadışı faaliyetlere” aktarıldığı
iddiasıyla alıkoyduğu bilinmektedir.
Ancak uluslararası hukuk açısından:
ABD yaptırımları, BM yaptırımı değildir.
Üçüncü devletleri ve onların bayraklı gemilerini otomatik olarak bağlamaz
Uluslararası sularda zor kullanarak el koyma,
yetki aşımı (ultra vires) niteliği taşır. Bu nedenle bu tür müdahaleler:
Uluslararası hukuka aykırı kuvvet kullanımı veya en azından hukuka aykırı icra işlemi olarak yorumlanır.
4. Kuvvet Kullanma Yasağı ve Deniz Hukuku
BM Şartı’nın 2/4. maddesi uyarınca:
Devletler, başka bir devletin egemenliğine karşı kuvvet kullanamaz
Açık denizde ticari gemiye zorla el koyma, fiili kuvvet kullanımıdır
Bu tür eylemler:
Deniz haydutluğu değil,
Devlet kaynaklı zorlayıcı eylem (state coercion) niteliği taşır
ve hukuki meşruiyeti son derece tartışmalıdır.
ABD İç Hukuku Açısından Değerlendirme
ABD, bu tür el koymaları kendi iç hukukuna dayandırmaktadır.
1. Dayanılan Başlıca Hukuki Düzenlemeler
ABD iç hukukunda şu mevzuatlar kullanılır:
International Emergency Economic Powers Act (IEEPA)
Trading with the Enemy Act
OFAC (Hazine Bakanlığı) yaptırım düzenlemeleri
Federal mahkemelerden alınan müsadere (forfeiture) kararları
ABD açısından bakıldığında:
Başkan, “ulusal acil durum” ilan ederek yaptırım uygular,
ABD finans sistemi veya doları kullanılmışsa yargı yetkisi iddia edilir,
ABD mahkemeleri, tanker yüküne el koyma kararı verebilir.
ABD iç hukuku bakımından işlem “hukuka uygun” kabul edilir.
2. Ancak Kritik Hukuki Sorun
Uluslararası hukukta temel ilke şudur:
Bir devletin iç hukuku, uluslararası hukuka aykırılığı meşrulaştıramaz.
Yani:
ABD iç hukukuna göre “yasal” olan bir işlem,
Uluslararası hukuk bakımından hukuka aykırı olabilir.
Bu durum normlar hiyerarşisi çatışmasıdır ve ABD fiiliyatta güçlü devlet avantajını kullanmaktadır.
Herkesin Kendi Yaptırımını İlan Edip Güç Kullanma Durumu
Bu sorunun cevabı, uluslararası düzenin kırılma noktasını gösterir.
1. Hukuki Sonuç
Eğer:
Her devlet kendi yaptırımını ilan eder,
Bu yaptırımlara uymayan gemilere açık denizde el koyarsa
Sonuç:
Bayrak devleti sistemi çöker,
Seyir serbestisi fiilen ortadan kalkar,
Denizler “gücü yetenin hukuk alanı”na dönüşür.
Bu durum:
Westphalia sonrası uluslararası hukuk düzeninin fiilen çökmesi anlamına gelir. “Westphalia sonrası uluslararası hukuk düzeninin fiilen çökmesi” ifadesi, 1648 Vestfalya Barışı ile kurulan devlet merkezli uluslararası sistemin hukuki ilkelerinin kâğıt üzerinde varlığını sürdürmesine rağmen, pratikte bağlayıcılığını ve caydırıcılığını yitirmesi anlamına gelir.
2. Siyasi ve Güvenlik Sonuçları
Ticaret gemileri askeri eskort olmadan seyredemez,
Denizler jeopolitik çatışma alanına dönüşür, tam bir kaos oluşur,
Orta ve küçük devletler sistem dışına itilir,
Deniz sigortaları, lojistik maliyetler ve enerji fiyatları hızla artar.
3. Fiili Gerçeklik: “Seçici Hukuk”
Bugün dünyada fiilen uygulanan model şudur:
Güçlü devletler (ABD başta olmak üzere) hukuku yorumlayan ve uygulayan,
Zayıf devletler ise , hukuka uyması beklenen durumundadır.
Bu nedenle, ABD’nin tanker el koymaları hukuken tartışmalı, fakat fiilen büyük ölçüde cezasız kalmaktadır.
Sonuç
Özetle:
Uluslararası hukuk açısından, ABD’nin BM kararı olmaksızın, açık denizde üçüncü ülke tankerlerine el koyması hukuka aykırıdır.
ABD iç hukuku açısından, İşlemler ABD mevzuatına ve mahkeme kararlarına dayanılarak hukuki gösterilmektedir.
Sistemsel açıdan, Bu uygulamalar, uluslararası hukuku norm değil güç temelli bir düzene dönüştürmektedir. Bu durum sürdürülebilir değildir ve: Uzun vadede küresel deniz güvenliği, ticaret serbestisi ve hukuk düzenini zayıflatır.
ABD’nin “kendi yaptırım hukukunu evrensel kural” gibi uygulaması, uluslararası hukukun çok taraflı yapısını fiilen askıya alarak, denizleri güçlü olanın kural koyduğu bir alan hâline dönüştürme riski taşımaktadır.
Bu nedenle yapılan fiil;
Hukuken meşru yaptırım uygulaması değil,
Doktrinel açıdan “devlet eliyle zorlayıcı el koyma”,
Siyaset teorisi açısından ise hegemonik zor kullanımı olarak tanımlanabilir.
MODERN KORSANLIK olarak kabul edilir.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİNİN VETOLARLA KİLİTLENMESİ
Trump yani ABD nin kural tanımaz davranışları ve çıkardığı iç hukuk gerekçesiyle hareket etmesinin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden vetolar nedeniyle karar çıkmamasının etkisi ;
ABD’nin (özellikle Trump döneminde) kural tanımaz ve tek taraflı davranışlarının arkasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) veto sistemi nedeniyle fiilen işlevsizleşmesinin çok ciddi bir etkisi vardır.Bu ilişki dolaylı değil, yapısal ve nedensel bir ilişkidir.
Aşağıda bu durum, neden–sonuç zinciri, hukuki çerçeve ve siyasal sonuçlarıyla ortaya konulmuştur.
I. Temel Tespit;
BMGK’nin veto nedeniyle karar alamaz hale gelmesi, güçlü devletleri – özellikle ABD’yi – “uluslararası hukuk yerine iç hukuk ve fiili güç” üzerinden hareket etmeye teşvik etmektedir.
Trump’ın “BM kararı yok ama ABD hukuku var” yaklaşımı, bu tıkanmanın sonucu ve fırsatçılıkla birleşmiş hâlidir.
II. Güvenlik Konseyi Neden Kilitleniyor?
1. Veto Sistemi (1945 mirası)
ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere
Bu beş ülkeden birinin vetosu, tüm kararı düşürür
Bu sistem:
II. Dünya Savaşı sonrası denge için kurulmuştur
Ama 21. yüzyılda küresel krizleri çözemez hale gelmiştir
2. Güncel Gerçeklik
ABD ve Rusya çoğu konuda karşılıklı veto
Çin artan biçimde veto kullanıyor
İsrail–Filistin, Ukrayna, Venezuela, İran, Suriye gibi dosyalarda karar çıkamıyor
Sonuç:
BMGK barışı koruyan değil, barışı kilitleyen bir organa dönüşüyor.
III. ABD Bu Tıkanmayı Nasıl Kullanıyor?
1. “Nasıl olsa karar çıkmayacak” Varsayımı
ABD şunu biliyor:
Kendi aleyhine bağlayıcı bir karar çıkmayacak,
Çıkarsa da veto eder,
Uygulama ve yaptırım mekanizması fiilen yok.
Bu anlayış, cezasızlık alanı yaratıyor.
2. İç Hukuku Uluslararası Hukukun Üzerine Koyma
Trump döneminde sıkça görülen söylem:
“ABD yasaları bize bu yetkiyi veriyor”
“Ulusal güvenlik”
“Terörle mücadele”
“Uyuşturucu ile savaş”
Oysa uluslararası hukuk açısından:
Bir devletin iç hukuku, uluslararası yükümlülüklerine üstün değildir
(Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi md.27)
Ama BMGK işlemezken bu kural kağıt üzerinde kalıyor.
IV. Güvenlik Konseyi Tıkanıklığı Sonucu ABD’nin Davranış Değişimi
Nedensel Zincir (çok önemli):
1. BMGK karar alamıyor,
2. Uluslararası meşruiyet üretilemiyor,
3. Yaptırım ve denetim yok,
4. Güçlü devlet “tek taraflı hareket” ediyor,
5. İç hukuk gerekçe yapılıyor,
6. Fiili durum yaratılıyor,
7. Dünya kabullenmek zorunda kalıyor.
Günümüzde, Trump bu zinciri en çıplak ve pervasız kullanan liderlerden biri oldu.
V. Trump’ın Kural Tanımazlığında BMGK’nın Rolünün Varlığı
Trump’ın rolü var ancak, BMGK tıkanıklığı tek sebep değil, ama cesaretlendirici ve kolaylaştırıcı bir zemin oluşturmaktadır.
Trump’ın kişisel özellikleri: Kurum karşıtlığı, Çok taraflılığa güvensizlik ve Güç merkezli siyaset. Bu özellikler: Tıkır tıkır İşleyen bir BMGK düzeninde bu kadar rahat uygulanamazdı.
VI. Tehlikeli Sonuç: “BM Yokmuş Gibi Davranmak”
Trump döneminde fiilen ortaya çıkan durum:
BM karar almıyorsa, ABD karar alır
Uluslararası hukuk susuyorsa, ABD iç hukuku konuşur
Meşruiyet yoksa, güç vardır
Bu yaklaşım: Sadece ABD için değil, tüm güçlü devletler için emsal oluşturur.
Rusya, Çin, İsrail, hatta bölgesel güçler aynı mantığı kullanmaya başlar. Başladılar bile.
VII. Dünya Barışı Açısından Sonuç
1. Hukuk sonunda Güç Dönüşümü
Uluslararası hukuk norm olmaktan çıkıyor,
Güç kullanımı normalleşiyor.
2. Küçük Devletler Savunmasız
BMGK onları koruyamıyor,
Büyük güçlerin “oyun alanı”na dönüşüyorlar.
3. Çok Taraflı Düzen Çöküyor
BM meşruiyet üretme yeteneğini kaybediyor,
Küresel anarşi derinleşiyor.
VIII. Nihai Sonuç:
ABD’nin – özellikle Trump döneminde – kural tanımazlığının arkasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto nedeniyle işlevsizleşmesi önemli ve belirleyici bir faktördür.
Bu tıkanıklık, ABD’nin iç hukuku uluslararası hukukun yerine koymasını fiilen mümkün kılmıştır.
Kaynaklar:
BM Şartı (md. 2, 24, 39–42)
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi md.27
Ian Hurd, After Anarchy: Legitimacy and Power in the UN
Michael Glennon, The Fog of Law
BMGK veto istatistikleri ve reform raporları
BMGK VETO SİSTEMİ KALDIRILIRSA (YA DA SINIRLANDIRILIRSA)
1. Mevcut Sorunun Özeti
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından sorumlu olmasına rağmen, veto yetkisi nedeniyle fiilen kilitlenmiş durumdadır. Bu kilitlenme: Ukrayna, Gazze, Suriye ,Venezuela, İran gibi krizlerde hukuki meşruiyet üretilememesine yol açmıştır.
2. Veto Kaldırılırsa veya Sınırlandırılırsa
a) Olumlu Etkiler
Uluslararası hukuk yeniden bağlayıcı hale gelir.
“Güçlü olan yapar” anlayışı zayıflar.
Tek taraflı askeri müdahalelerin meşruiyet zemini daralır.
Küçük ve orta ölçekli devletler için koruma kalkanı güçlenir.
b) Olumsuz / Riskli Etkiler
Büyük güçler (ABD, Rusya, Çin) BM sistemini tamamen by-pass edebilir.
BM’den çekilme veya paralel güvenlik blokları (NATO+, BRICS güvenlik yapıları vb.) güçlenebilir.
Küresel sistem ikiye bölünebilir.
Sonuç: Veto kaldırılmalı. Vetonun kaldırılması tek başına sihirli çözüm değildir, ancak hukuki meşruiyet üretme kapasitesini yeniden canlandırır.
ABD (TRUMP ÖRNEĞİ) NİN, BU BOŞLUĞU STRATEJİYE DÖNÜŞTÜRMESİ
1. “Karar Çıkmaz” Bilinci
ABD şunu çok net biliyor:
Aleyhine bağlayıcı karar çıkmayacak
Çıkarsa da veto edilebilir
Uygulama ve yaptırım zayıf veya yok
Bu durum, hesaplanmış bir serbestlik alanı yaratıyor.
2. İç Hukukun Kalkan Olarak Kullanılması
Trump döneminde sıkça kullanılan gerekçeler: Ulusal güvenlik, Terörle mücadele, Uyuşturucu ile savaş ve Amerikan vatandaşlarının korunması
Uluslararası hukuk açısından: Bir devlet, iç hukukunu ileri sürerek uluslararası yükümlülüklerini ihlal edemez. Ama BMGK işlemezken bu kural fiilen askıya alınmış olur.
3. Fiili Durum Yaratma Stratejisi
ABD’nin izlediği tipik yol:
1. Tek taraflı eylem
2. Sahada fiili durum
3. Hukuki tartışmanın sonradan başlaması
4. Zamanla “kabullenme”
Bu, klasik bir hegemonik davranış kalıbıdır. (“önce yap, sonra tartış”).
4. Trump Faktörü
Trump bu yapısal boşluğu: Daha kaba, daha açık, daha az diplomatik kullanmıştır.
Yani Trump: Sistemi icat etmedi, ama pervasızca görünür kıldı.
TÜRKİYE GİBİ ORTA GÜÇLERİN BU ORTAMDA ALACAKLARI POZİSYON
1. Kör Blok Siyasetinden Kaçınma
Yeni dünya düzeninde:
Mutlak müttefiklik zayıflamıştır,
Çıkar temelli, esnek ittifaklar öne çıkmıştır.
Türkiye için:
ABD’nin her adımını onaylamak da, ABD’ye kategorik karşıtlık da
stratejik hata olur.
2. Hukuk Temelli Ama Güç Destekli Dış Politika
Türkiye: Uluslararası hukuku söylem düzeyinde değil, aktif diplomatik araç olarak kullanmalı.
Ama aynı zamanda: Askeri, Ekonomik, Enerji ve Lojistik kapasitesini caydırıcı unsur olarak masada tutmalıdır. Ana prensip;
Sadece hukuk = zayıflık, Sadece güç = meşruiyet kaybı, İkisi birlikte = denge
3. Çoklu Platform Stratejisi
Türkiye’nin avantajı: NATO üyesi, İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi, Türk Devletleri Teşkilatı kurucu aktörü ve Karadeniz–Akdeniz–Ortadoğu kesişimi.
Bu avantaj, Türkiye’ye arabulucu ama edilgen olmayan bir rol sağlar.
4. “Emsal” Üreten Değil, “Emsale Direnen” Ülke Olmak
En önemli stratejik hedef: Güçlülerin hukuksuzluğunu normalleştiren değil, hukuku hatırlatan ama sahada da var olan bir aktör olmak.
Bu: Uzun vadede güvenilirlik, Bölgesel liderlik ve Diplomatik ağırlık üretir.
5. Veto Uygulaması İçin Harekete Geçmek
Birleşmiş Milletler nezdinde Veto Uygulamasının Kaldırılması için teşebbüslerde bulunmak. Bunu kaldırmak zor olursa Beş ülkeden herhangi birinin kararı değil, en az üçünün kararı ile vetonun geçerli olmasını sağlayacak girişimlerde bulunması gerekir. Birden vetonun kaldırılmasına beş ülke de karşı çıkar ama beşte üç oyla veto kararı ilk etapta kabul edilebilir. Kısaca BMGK’ nin yapısı ve çalışma şekli süratle değiştirilmelidir. Bu konunun Dünya gündemine taşınmasının tam zamanıdır.
Genel Sonuç (Üç Adımın Ortak Özeti)
1. BMGK veto sistemi, küresel barışın önündeki en büyük yapısal engellerden biridir.
2. ABD (Trump örneği) bu tıkanıklığı, iç hukuk ve fiili güç yoluyla stratejiye dönüştürmüştür.
3. Türkiye gibi orta güçler, bu kaotik düzende ne teslimiyetçi ne de meydan okuyucu; denge kurucu ve çok yönlü bir pozisyon almalıdır. (Ocak-2026)



Yorumlar