KARADENİZDE GEMİLERE SALDIRILAR DERHAL DURDURULMALI
- 4 Ara 2025
- 18 dakikada okunur

Şubat 2022 de başlayan Rusya Ukrayna savaşı değişik uygulamalarla devam etmektedir. Bu savaşın olumsuz etkileri kendileri haricinde bütün bölge ülkelerinde ve Dünya genelinde sürmektedir.
28 Kasım 2025 de Kocaeli Kefken açıklarında KAİROS, yine aynı gece Kastamonu Doğanyurt açıklarında VİRAT boş tankerleri insansız saldırı araçları ile vuruldu. Bu tankerler Gambiya bayraklı seyrediyorlardı. Hindistan’a petrol taşıyorlardı. Ancak Ukrayna bunların Rus Gölge Filosuna ait olduğunu açıkladı. Aynı şekilde Türkiye’de de sahibi Türk vatandaşı olup yabancı bayrak takan yüzlerce gemi bulunmaktadır. Toplam 40 milyon DWT filonun yüzde 82 si yabancı ülkelerin bayrağıyla dolaşmaktadırlar.
Rusya’nın Novorossiysk Limanında bulunan Hazar Petrol Boru Terminali de 29 Kasım 2025 de sabote edildi. ARLAN Tankeri hasar gördü. Bunların etkisi geçmeden , 2 Aralık 2025 de Gürcüstan’a Ayçiçek yağı götüren MİDVOLGA-2 Kimyasal Tankeri patlatıldı.
Bu satırlar yazıldıktan sonra, 12 Aralık 2025 tarihinde Ukrayna Odesa Şehri Chornomorks Limanında demirli, içinde 127 TIR bulunan, Karasu Odesa arasında çalışan, Cenk Denizciliğe ait M/V CENK T gemisi İHA ile vurulmuştur. Gemide yangın çıkmıştır. Gemi, sahibi Türk Şirketi olmasına karşın Panama bayraklı idi.
Karadeniz de Türkiye 'nin münhasır ekonomik bölgesi (MEB) içinde yine Karadeniz'de kıyısı bulunan savaş halinde iki ülkeden birinin gemileri saldırıya uğrarsa doğuracağı sonuç, bu durumda Türkiye' nin yapası gerekenler, ile Uluslararası hukuk açısından değerlendirmesi aşağıdadır:
Değerlendirme uluslararası hukuk, deniz hukuku, tarafsızlık hukuku, Boğazlar Sözleşmesi (Montreux) ve Türkiye’nin mevcut ulusal mevzuatı temelinde yapılmıştır.
Karadeniz’de Türkiye’nin MEB’i İçinde, Savaş Halindeki İki Ülkeden Birinin Gemisine Saldırı Olursa Ne Olur?
Önce şu ayrımı yapmak gerekir:
1. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Nedir?
MEB Türkiye'nin egemenliği altındaki bir deniz alanı değildir.
Türkiye MEB’de doğal kaynaklar üzerinde münhasır haklara sahiptir (balıkçılık, petrol, doğalgaz vb.).
Gemilerin geçiş güvenliği, askeri faaliyetler, seyir serbestisi MEB’de devletin sınırlı yetkilerine tabidir.
Bu nedenle, Türkiye’nin MEB’i içinde savaşan iki devletten birinin savaş gemisine yapılan saldırı Türkiye’ye karşı bir saldırı sayılmaz.
Ancak olay Türkiye’nin hukuki sorumluluk alanında gerçekleştiği için Türkiye’nin bazı yükümlülükleri ve riskleri vardır.
A. Uluslararası Hukuk Açısından Değerlendirme
1. Türkiye’nin “Tarafsızlık Yükümlülükleri”
Eğer Türkiye bu iki ülke arasındaki savaşta tarafsızsa, 1907 Lahey Tarafsızlık Kuralları’na göre Türkiye:
Taraflara askeri yardım yapamaz,
Bir tarafın diğerine saldırmasını kolaylaştıramaz,
Kendi yetki alanında çatışma eylemlerine izin veremez.
Ancak MEB tarafsızlık ihlali doğuracak bir yer değildir, çünkü askeri operasyonları kontrol yetkisi Türkiye’ye ait değildir.
Yani MEB içinde iki savaşan devlet arasında çatışma olması Türkiye’nin tarafsızlığını “doğrudan bozmaz”.
2. Türkiye’nin “Deniz Güvenliği ve Kolluk Yetkisi”
MEB’de Türkiye:
Gemi trafiğinin güvenliğini sağlama,
Bulunması halinde çevresel zararları önleme,
Arama–kurtarma faaliyetlerine katılma,
Kaza veya çatışma durumunda müdahale etme
hak ve yükümlülüğüne sahiptir.
Dolayısıyla bir saldırı gerçekleşirse Türkiye’nin ilk yapması gerekenler şunlardır:
a. Olayı kayda almak ve seyir güvenliği önlemleri almak
(Radyo uyarıları, NAVTEX, bölgede askerî ve sivil gemilerin güvenliği)
b. Arama-Kurtarma yükümlülüğü
Şiddetli çatışma olsa bile Türkiye, can kurtarma görevini yerine getirir (SAR Konvansiyonu).
c. Çevresel risk yönetimi
Savaş gemisi, tanker veya yük gemisi batarsa Türkiye kirliliği önlemekle yükümlüdür.
Bu aşamada Türkiye’nin tarafsızlığını bozacak bir durum yoktur.
3. Savaşan Taraflardan Birine Karşı Türkiye’nin Müdahale Yükümlülüğü Var mı?
Hayır.Çünkü MEB Türkiye'nin egemenlik alanı değildir, dolayısıyla iki devlet arasındaki çatışmaya doğrudan müdahale etmesi:
Tarafsızlığı bozabilir,
Türkiye’yi savaşa sürükleyebilir.
Türkiye ancak şu iki durumda müdahale hakkına sahiptir:
(1) Saldırı Türk gemilerine veya Türk tesislerine yönelirse
→ Meşru müdafaa yetkisi doğar.
(2) Savaşın Türkiye’nin kıta sahanlığı tesislerine (sondaj platformları vb.) zarar verme riski varsa
→ Türkiye çatışmayı engellemek için önleyici tedbir alabilir (savaş gemisi gönderme, uyarı vb.).
Bu, MEB’deki ekonomik hakların korunması bağlamındadır.
B. Türkiye’nin Atması Gereken Adımlar
1. Diplomatik Bildirim
Türkiye her iki devlete de resmi nota verir:
MEB’de çatışmaya izin verilmediğini,
Alarm seviyesi yükseltildiğini,
MEB'in savaş alanı hâline getirilmemesi gerektiğini bildirir.
2. Olayı BM Güvenlik Konseyi'ne Raporlama
Olayın uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle BM’e resmi rapor sunabilir.
3. Montreux Sözleşmesi Çerçevesinde Boğazlar Rejimi
Eğer iki ülke Karadeniz'e kıyıdaş değilse veya savaş Karadeniz’e taşarsa:
Türkiye Boğazları savaşan taraflara kapatma hakkını kullanabilir.
Kıyıdaş devletler için tonaj ve süre sınırlamaları uygulanır.
C. Olası Sonuçlar
1. Türkiye’nin Tarafsızlığı Bozulmaz
MEB içindeki çatışma Türkiye’nin savaşa taraf olmasını gerektirmez.
2. Bölgesel Güvenlik Riski Artar
Karadeniz’de Türkiye’nin enerji hatları, gaz boruları, petrol platformları tehdit altına girebilir.
Türkiye NATO ile istişare mekanizmasını devreye sokabilir (5. madde işlemez ama 4. madde işletilebilir).
3. Ekonomik ve Ticari Etkiler
Tahıl koridorları,
Enerji taşımacılığı,
Transit lojistik yolları
etkilenebilir.
Sonuç:
Karadeniz’de Türkiye’nin MEB’i içinde savaşan iki ülke arasında bir saldırı gerçekleşirse:
Türkiye müdahil olmaz, çünkü MEB egemenlik alanı değildir.
Arama-kurtarma ve çevresel koruma yükümlülükleri devreye girer.
Tarafsızlığını korumak adına çatışmaya askeri olarak karışamaz.
Diplomatik uyarı ve BM bildirimi yapar.
Türkiye'yi ilgilendiren bir unsur hedef alınırsa (Türk gemisi, enerji tesisi vb.) meşru müdafaa hakkı doğar.
Kaynaklar:
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), 1982, MEB hükümleri (Türkiye bu sözleşmeye taraf değildir)
1907 Lahey Tarafsızlık Sözleşmeleri
Montreux Boğazlar Sözleşmesi
IMO Arama Kurtarma (SAR) Konvansiyonu
Akademik kaynaklar: O’Connell, The International Law of the Sea; Churchill & Lowe, The Law of the Sea; Türk Dışişleri Bakanlığı deniz yetki alanları açıklamaları.
Aşağıda konuya ilişkin akademik-teknik formatta,
“Hukuki Görüş (Mütalaa)” sunulmuştur.
HUKUKİ GÖRÜŞ (MÜTALAA)
Konu: Karadeniz’de Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içinde, savaş hâlindeki iki devletin savaş gemilerinden birinin saldırıya uğraması hâlinde Türkiye’nin uluslararası hukuk bakımından yükümlülükleri ve atması gereken adımlar.
Hazırlayan: Mustafa KORÇAK, Denizcilik E. MüsteşarıTarih: 2025
I. OLAYIN TANIMI VE KAPSAMI
Türkiye’nin Karadeniz’de ilan ettiği veya fiilen uyguladığı Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırları içinde, Karadeniz’e kıyısı olan ve aralarında silahlı çatışma bulunan iki devletten birinin savaş gemisi, diğer tarafça ateş altına alınmıştır.Olay Türkiye kara suları dışında gerçekleşmiştir.
Bu mütalaa aşağıdaki sorulara yanıt vermektedir:
Söz konusu saldırı Türkiye’nin uluslararası hukuktaki yükümlülükleri açısından sonuç doğurur mu?
Türkiye saldırıya müdahale etmek zorunda mıdır?
Türkiye’nin tarafsızlık statüsü ve Montreux rejimi nasıl etkilenir?
Türkiye’nin atması gereken adımlar nelerdir?
II. UYGULANACAK HUKUK
Olayın hukuki değerlendirmesinde aşağıdaki düzenlemeler uygulanır:
1. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) – MEB Hükümleri (md. 55–58)
Her ne kadar Türkiye UNCLOS'a taraf değilse de MEB rejimi teamül hukukunun parçası olarak kabul edilmektedir.
2. 1907 Lahey Tarafsızlık Sözleşmeleri
Türkiye savaşın tarafı olmadığı için tarafsız devlet statüsündedir.
3. Montreux Boğazlar Sözleşmesi (1936)
Karadeniz’de cereyan eden her çatışma Boğazların statüsünü etkilediğinden, dolaylı olarak uygulanır.
4. Uluslararası Adalet Divanı ve Arbitraj İçtihadı
(MEB’de askeri eylemlerin hukuki niteliğine ilişkin emsal kararlar)
III. HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1. Münhasır Ekonomik Bölge Türkiye’nin Egemenlik Alanı Değildir
UNCLOS md. 56 ve 58’e göre MEB’de kıyı devletinin:
doğal kaynaklar üzerindeki egemen hakları,
çevreyi koruma yükümlülüğü,
bilimsel araştırma izni verme yetkisi
vardır; ancak genel askeri faaliyetler, seyir serbestisi ve denizden geçiş tüm devletlere tanınmıştır.
Sonuç:
MEB içinde gerçekleşen bir çatışma Türkiye’ye yönelmiş sayılmaz.Bu nedenle saldırıya Türkiye’nin doğrudan askerî müdahale zorunluluğu yoktur.
2. Tarafsız Devlet Olarak Türkiye’nin Yükümlülükleri
1907 Lahey Sözleşmeleri’ne göre bir tarafsız devlet, kendi yetki ve egemenlik alanı dışında gerçekleşen çatışmalara müdahil olamaz ve olmamalıdır.
Tarafsızlık ilkesi gereğince Türkiye:
Çatışmaya dahil olamaz,
Taraflardan birini koruyacak şekilde pozisyon alamaz,
Çatışma sırasında askeri güç kullanamaz.
Bu nedenle:
Türkiye’nin MEB içinde cereyan eden iki yabancı savaş gemisi arasındaki çatışmaya güç kullanarak müdahale etmesi hukuka aykırı olur ve tarafsızlık statüsünü ihlal eder.
3. Türkiye’nin Sınırlı Yetkileri ve Pozitif Yükümlülükleri
Her ne kadar Türkiye müdahale edemezse de kaynak hakları, çevre ve deniz güvenliği açısından bazı yükümlülükleri vardır:
a) Deniz Çevresinin Korunması (UNCLOS md. 56/1-b)
Geminin batması, petrol sızıntısı veya patlayıcı madde yayılması hâlinde Türkiye önlem almakla yükümlüdür.
b) Arama–Kurtarma Faaliyeti (SAR Konvansiyonu)
Geminin batması veya personelin denize düşmesi hâlinde Türkiye, can emniyetini sağlamak için müdahale eder.
Bu müdahale askeri çatışmaya taraf olmak anlamına gelmez.
c) Seyir Uyarısı Yapma
NAVTEX/NotMar sistemi ile bölgedeki tüm gemilere uyarı yayımlanır.
d) Olayı kayıt altına alma ve soruşturma başlatma
Uluslararası deniz güvenliği gereğince olay belgelenir.
4. Türkiye’nin Müdahale Hakkı Yalnız Aşağıdaki Durumlarda Doğar
(1) Türk bayraklı gemi, tesis veya personel hedef alınırsa
→ BM Şartı md. 51 gereğince meşru müdafaa hakkı derhal doğar.
(2) Türkiye’nin kıta sahanlığı tesisleri (sondaj platformu, boru hattı, gaz üretim ünitesi) risk altına girerse
→ Türkiye koruyucu askeri önlemler alma hakkına sahiptir.
Bu durumlar dışında müdahale hukuken yasaktır.
5. Saldırının Montreux Rejimine Etkisi
Karadeniz’de savaş halindeki iki devletin çatışması Boğazlar hukukunu doğrudan ilgilendirir.
Türkiye şu adımları atabilir:
Savaşan taraflara ait gemilerin Boğazlardan geçişine kısıtlama getirebilir,
Savaş Karadeniz’e yayılırsa Boğazları tamamen kapatma hakkını kullanabilir,
Karadeniz’de savaşı tırmandırıcı askeri hareketlilikten duyulan endişeyi taraflara bildirebilir.
Bu yetkiler Türkiye’nin tarafsızlığını koruması amacıyla tanınmıştır.
IV. SONUÇ
1. Türkiye’nin MEB’i içinde meydana gelen bir saldırı, Türkiye’ye karşı yapılmış sayılmaz.
MEB, egemenlik alanı değildir; Türkiye’nin müdahale yükümlülüğü bulunmaz.
2. Türkiye tarafsızlık yükümlülüğü gereği çatışmaya askerî güçle müdahale edemez.
Aksi hâlde Türkiye fiilen savaşan taraflardan biri konumuna düşer.
3. Türkiye’nin yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülükler şunlardır:
Arama–kurtarma faaliyetini üstlenmek,
Deniz çevresi ve güvenliğini korumak,
Seyir uyarıları yayımlamak,
Diplomatik protesto notası vermek,
Olayı Birleşmiş Milletler’e raporlamak.
4. Türkiye’nin güç kullanma yetkisi yalnızca şu hâllerde doğar:
Türk bayraklı gemiler veya Türk tesisleri hedef alınırsa,
Enerji ve kıta sahanlığı altyapısı risk altına girerse.
5. Türkiye Montreux Sözleşmesi çerçevesinde Boğazlar’dan geçişleri savaşın yayılmasını engelleyecek şekilde sınırlandırabilir.
V. TAVSİYE EDİLEN RESMÎ ADIMLAR
Taraflara diplomatik nota gönderilmesi.
NAVTEX/NotMar yayımlanarak riskli bölgenin ilan edilmesi.
Arama–kurtarma koordinasyonunun başlatılması.
Çevre riski varsa acil müdahale planının uygulanması.
Olayın BM Güvenlik Konseyine raporlanması.
Gelişmelere bağlı olarak Montreux rejimi kapsamında Boğazların geçiş koşullarının gözden geçirilmesi.
Kaynakçlar:
UNCLOS (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi) madde 55–58
1907 Lahey Tarafsızlık Sözleşmeleri
Montreux Boğazlar Sözleşmesi
O’Connell, The International Law of the Sea
Churchill & Lowe, The Law of the Sea
Uluslararası Adalet Divanı içtihadı (Nicaragua/ABD, Oil Platforms, Guyana/Surinam)
Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı deniz yetki alanları belgeleri
BU SALDIRILARDA KARADENİZ'DE HAM PETROL TAŞIYAN 150000 TONLUK BİR DOLU TANKER HEDEF OLURSA
Aşağıdaki değerlendirme uluslararası hukuk, deniz güvenliği, deniz çevresi, Türkiye’nin MEB yetkileri, NATO yükümlülükleri ve Montreux rejimi temelinde hazırlanmış teknik bir mütalaa niteliğindedir. Olay, Karadeniz’de 150.000 ton kapasiteli bir ham petrol tankerinin savaşan iki devlet arasındaki çatışmada hedef alınması varsayımına dayanmaktadır.
1. Tankerin Hedef Alınmasının Hukuki Niteliği
A. Tanker hangi bayrağı taşıyor?
Durumun en kritik kısmıdır:
1. Tanker bir savaşan devlete ait (veya onun bayrağını taşıyor) ise:
Tanker meşru askeri hedef kabul edilir (uluslararası insancıl hukuk).
MEB’de çatışma, Türkiye’nin tarafsızlık statüsünü doğrudan bozmaz.
Türkiye’nin askerî müdahale yükümlülüğü doğmaz.
2. Tanker tarafsız bir devlete ait ise:
Tarafsız gemiye saldırı uluslararası hukuka göre yasa dışıdır.
Türkiye bununla ilgili diplomatik girişimde bulunur ancak askeri müdahaleye zorlanmaz.
Ancak çevre riskleri nedeniyle Türkiye derhal devreye girer.
3. Tanker Türk bayraklı ise:
→ Bu Türkiye’ye yönelik bir silahlı saldırıdır.
Türkiye’nin BM Şartı md. 51 uyarınca meşru müdafaa hakkı doğar.
Türkiye bundan sonra çatışmayı durdurmak için güç kullanabilir.
2. 150.000 Tonluk Ham Petrol Tankerine Saldırının Olası Sonuçları
Hem hukuki hem çevresel etkiler çok büyüktür.
A. Çevresel Sonuçlar – Karadeniz’de Felaket Ölçeğinde Etki
Karadeniz’in çevrimsel akıntısı (ana akıntı sistemi) kapalı havza niteliğindedir, bu nedenle büyük bir petrol yayılımı şu sonuçlara yol açar:
1. Bölgesel Ekolojik Felaket
150.000 ton ham petrolün %30’u bile denize dökülürse→ Exxon Valdez kazasının 10 katı büyüklüğünde kirlilik oluşur.
Deniz yüzeyi oksijensiz kalır.
Balık stokları, plankton, deniz memelileri ve kıyı ekosistemleri zarar görür.
2. Kıyı Devletlerine Zarar
Petrol 7–14 gün içinde:
Türkiye kıyılarına (Sinop–Samsun–Trabzon hattı),
Romanya, Bulgaristan, Ukrayna kıyılarına
ulaşabilir.
3. Karadeniz’de su alma tesisleri, limanlar ve balıkçılık faaliyetleri durma noktasına gelir.
Türkiye çevresel felaketi önlemekle hukuken yükümlüdür (UNCLOS md. 56/1-b, 194, 198).
B. Seyir Güvenliği ve Ekonomik Sonuçlar
1. Karadeniz trafiği kısmen durdurulabilir
Türkiye NOTMAR / NAVTEX yayımlayarak bölgeyi tehlikeli alan ilan eder.
2. Tahıl koridoru, petrol sevkiyatı, LNG taşımacılığı etkilenir
Bu durum küresel piyasalarda da etkiler yaratabilir.
3. Türkiye’nin Hukuki Yükümlülükleri ve Atması Gereken Adımlar
Tanker Türk olsun olmasın, Türkiye’nin deniz güvenliği ve çevresel koruma temelinde çok ciddi yükümlülükleri devreye girer.
A. Türkiye’nin Zorunlu Hukuki Adımları
1. Arama–Kurtarma Operasyonu Başlatma (SAR Konvansiyonu)
Can kaybını önlemek Türkiye’nin kesin yükümlülüğüdür.
Bu, tarafsızlık ihlali sayılmaz.
2. Çevre Kirliliğine Acil Müdahale
Kirlilik tespiti,
Petrol bariyerleri,
Temizleme gemileri,
Özel müdahale ekiplerinin sevki.
Türkiye uluslararası deniz çevresi koruma yükümlülükleri gereği bunu yapmak zorundadır.
3. Diplomatik ve Hukuki Bildirim
Savaşan ülkelere nota,
Karadeniz Ekonomik İşbirliği örgütüne bilgi,
IMO’ya ve BM Güvenlik Konseyi’ne rapor.
B. Türkiye’nin Müdahale Yetkisi Doğuracak Durumlar
1. Petrol sızıntısı Türkiye’nin ekonomik haklarına zarar verirse
Türkiye kaynakların korunması gerekçesiyle (UNCLOS md. 56) çatışma bölgesine askeri gemi gönderme hakkına sahiptir.
2. Türk kıyılarını tehdit eden bir çevre saldırısı niteliği kazanırsa
Bazı akademik görüşlere göre bu, “çevresel meşru müdafaa” kapsamına girer (gri alan).
3. Tanker Türk bayraklı ise
Bu, Türkiye’ye yapılmış silahlı saldırı sayılır → Türkiye askeri karşılık verebilir.
4. Saldırının Montreux Sözleşmesi Açısından Sonuçları
Karadeniz’de 150.000 tonluk tanker saldırıya uğrarsa:
Türkiye savaşan tarafların Boğazlardan geçişine kısıtlama getirebilir.
Karadeniz’de savaşın yayılma riski varsa, Türkiye Boğazları tamamen kapatma yetkisini kullanabilir.
NATO müttefikleri ile 4. madde kapsamında istişare yapılabilir.
5. Sonuç : Hukuki Değerlendirme
Tanker bir savaşan devlete aitse:
Meşru askeri hedef olabilir.
Türkiye müdahale etmek zorunda değildir.
Tanker tarafsız bir devlete aitse:
Saldırı uluslararası hukuka aykırıdır.
Türkiye ihlali BM’ye bildirir, ancak askeri müdahalede bulunamaz.
Tanker Türk bayraklı ise:
Türkiye’ye yönelik silahlı saldırı sayılır.
Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı doğar.
150.000 ton ham petrolün denize dökülmesi,
Karadeniz'de bölgesel çevre felaketi,
Ekonomik ve lojistik krize yol açar.
Türkiye mutlaka:
Arama–kurtarma,
Çevre müdahalesi,
Navigasyon uyarıları,
Diplomatik girişimler,
BM ve IMO bilgilendirmesi
gibi yükümlülüklerini yerine getirmelidir.
Kaynaklar:
UNCLOS (teamül hükümleri) md. 55–58, 194, 198
1907 Lahey Tarafsızlık Sözleşmeleri
Montreux Boğazlar Sözleşmesi
ICRC — International Humanitarian Law Rules on Naval Warfare
IMO OPRC Convention (Petrol Kirliliğine Müdahale)
Churchill & Lowe – The Law of the Sea
ICJ içtihadı: Nicaragua/ABD, Oil Platforms, Guyana/Surinam
ÇEVRE VE DENİZ KİRLİLİĞİ AÇISINDAN ELE ALINMASI
Aşağıda Karadeniz’de (Türkiye MEB’si içinde) 150.000 ton kapasiteli bir ham petrol tankerinin çatışma sonucu hasar görmesi / batması ve büyük bir dökülme meydana gelmesi hâli, çevre ve deniz kirliliği açısından ayrıntılı, adım adım ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Senaryoda Mustafa Korçak’ın isteği doğrultusunda “uluslararası düzeyde kirlilik oluştuğu” (transboundary pollution) kabul edilmiştir — yani sızıntı bölge sınırlarını aşacak, birden fazla kıyı devletin deniz ve kıyı alanlarını etkileyecektir.
1) Ölçek karşılaştırması — hangi büyüklükten söz ediyoruz?
Senaryodaki tanker: 150.000 ton ham petrol (M.Korçak’ın verdiği kapasite).
Exxon Valdez (1989): yaklaşık 37.000 ton dökülmüştür (yaklaşık 10.8 milyon galon). Bu olay uzun yıllar çevresel etki bakımından referans oldu.
150.000 ÷ 37.000 = 4,054... → Senaryodaki dökülme, Exxon Valdez’e yaklaşık 4,05 kat büyüklüğündedir.
MV Erika (1999, Bay of Biscay): dökülen miktar kaynaklara göre yaklaşık 19.800 tona kadar bildirildi; (bazı raporlarda 7–10 bin t aralığı da verilir—fark raporlama ve yağ türü/ölçüm farklılıklarından kaynaklanır). Akdenizde İspanya ve Fransız kıyıları dahil 700 km. lik kıyı kirlenmiştir. Yapım hatasından kaynaklanan kaza snucu yarılan tankerin diğer eşdeğeri Ülkemizde uzun yıllar petrol taşıyarak faaliyet göstermiştir. 150.000 ÷ 19.800 ≈ 7,58 kat (eğer 19.800 t alınırsa).
Hebei Spirit / Yellow Sea (2007): yayınlara göre dökülme ~10.800 – 18.800 ton aralığında raporlanmıştır (kaynağa göre değişir). Vikipedi+1
150.000 ÷ 10.800 ≈ 13,9 kat (alt uç), veya ÷ 18.800 ≈ 7,98 kat (üst uç).
Yorum (ölçek): Exxon Valdez ve Erika gibi referans vakalar çevresel etkiler açısından çok ciddi kabul edilir; fakat 150.000 ton büyüklüğünde bir serbest bırakma — eğer gerçekten tankerin tümü veya büyük kısmı denize karışırsa — Exxon Valdez’in ~4 katı ve Hebei Spirit/Erika gibi olayların 7–14 katı büyüklüğünde olur. Bu, Karadeniz için muazzam bir felaket ölçeğidir.
1979, 15 Kasım
İstanbul, Haydarpaşa önlerinde bir Yunan şilebiyle çarpışan İndependenta adlı dev Rumen tankeri infilak edip yanmaya başladı. 51 denizci öldü. Yangın bir ay sürdü. İstanbul Boğazı'nda trafik akışı aksadı. 96 bin ton ham petrol denize aktı.
1991, 14 Kasım
1994- M/T Nassia- M/V Shipbroker
Ham petrol gemisi M/T Nassia, her ikisi de Kıbrıs'a kayıtlı olan dökme yük gemisi M/V Shipbroker ile çatıştı. Kazada 28 kişi hayatını kaybetti. 98 bin 600 ton ham petrol yükü bulunan Nassia tankerinde çıkan yangının söndürülmesi 4 gün sürdü. 15 bin ton petrol yanarak deniz ortamını ciddi şekilde etkiledi. Boğazda trafik birkaç gün süreyle durduruldu. Shipbroker gemisi ise tamamen yandı.
volganeft 248
29 aralik 1999'da siddetli lodosun etkisi ile demirli olmasina ragmen suruklenmis ve sonrasinda ikiye bolunerek pruvasi florya aciklarinda batmis nehir tipi eski fuel-oil nakliye gemisi.
kaza sonucu 800 ton civarinda yakit (fuel oil) denize yayilmisti.
2) Karadeniz’in (ve Marmara’ya geçiş olasılığı) özel hidro-okyanografik özellikleri — bunun neden önemli olduğu
İki katmanlı akıntı ( İstanbul Boğazı): Boğaz’da yüzey akımı Karadeniz → Marmara yönündedir; derinliklerde ters akım vardır. Bu, yüzeyte kalan yağ tabakasının Boğaz üzerinden Marmara’ya taşınabileceği anlamına gelir (iki katmanlı değişim akışı, yüzeyden güney yönlü çıkışı destekler). Dolayısıyla yüzeyde yüzen petrol Marmara’ya geçebilir.
Karadeniz’in kapalı/yarı-kapalı havza karakteri: Karadeniz, nispeten kapalı bir havzadır; derin sularda anoksik (oksijensiz) katmanlar vardır. Bu, petrol parçalarının derin tabakalara gömülmesi, tortulaşması ve uzun süre depolanması riskini artırır; yüzey biyoekolojik etkiler uzun süre devam edebilir.
Sonuç: yüzeyde kalan ham petrol tabakası rüzgâr, fırtına ve Boğaz yüzey akıntıları ile günler–haftalar içinde Marmara’ya taşınabilir; Marmara’ya ulaşma senaryosu kesinlikle gerçekçidir ve Marmara ekosistemini de akut etkileyecektir.
3) Petrolün denizde kaderi — hangi süreçler, ne kadarı “kaybolur” veya kalır?
Genel olarak bir petrol sızıntısının kaderi: yayılma (spreading), buharlaşma (evaporation), emülsiyonlaşma (mousse), dağılma (dispersion), entrainment/karışma, sedimentasyona bağlanma (tarball / tortulaşma), biyolojik bozulma (biodegradation) şeklinde olur. (Ulusal araştırma ve NRC özetleri).
Pratik bir “kural-içi” dağılım (olay, yağın türü, deniz sıcaklığı, rüzgâr, dalga koşulları vb. bağlı olarak değişir; verilen oranlar örnek aralıklardır):
Hızlı buharlaşma: hafif fraksiyonlar — %10–40 (sıcaklık ve rüzgar yüksekse daha fazlası).
Emülsiyon (mousse) ve yağ-çamurlaşma: %10–50 (özellikle ağır kalan fraksiyonlarda). Çoğunluğu dibe çöker.
Sahile vurma / kıyı birikimi ve tortulaşma: %10–40 (kıyı tipine bağlı).
Biyobozunma ve mikro-yayılma kaybı (aylar–yıllar içinde): genellikle sızıntının bir kısmı; soğuk ve oksijensiz ortamlarda yavaştır.
Karadeniz özel etkisi: Karadeniz yüzey suyu soğuk/ılıman, fakat derin tabakalardaki anoksi ve düşük oksijen, petrolün derinlere gömülüp uzun süre tortu olarak kalma riskini artırır. Ayrıca kıyı bataklıkları, lagünler ve balıkçılık alanları kısa sürede yoğun şekilde kirlenir.
4) Ekolojik etkiler — kısa, orta ve uzun vadede hangi tür zararlar beklenir?
(A) Anında / akut etkiler (ilk günler–haftalar):
Kuşlar, memeliler (fok, yunus), ve kıyı fauna topluluklarında yüksek mortalite; kuş tüylerinin yağlanması uçma ve ısı düzenini bozar (Exxon Valdez örneği).
Planktonik üretimin etkilenişi → balık yumurta ve larva kayıpları (özellikle üreme dönemindeyse).
(B) Orta vade (aylar):
Kıyı-vejetasyon (sazlık, lagünler), kabuklu deniz ürünleri (istiridye, midye) ve balıkçılık stoklarında büyük azalma.
Turizm, balıkçılık ve kıyı-tesislerde ekonomik çöküşlar.
(C) Uzun vade (yıllar-on yıllar):
Sediment-bağlı yağ kalıntıları kıyılarda yıllarca (ve bazı durumlarda onlarca yıl) devam eder — Exxon Valdez sonrası bazı yerlerde yıllar sonra bile yağlı tortular bulundu.
Genel biyolojik çeşitlilikte ve balıkçılık veriminde uzun süreli değişim.
Ölçek etkisi: 150.000 t gibi büyük bir serbest bırakma, Karadeniz havzasında çoğul kıyı-ekosistemlerinin akut şekilde zarar görmesine ve uzun süreli geri dönüşüm maliyetlerinin Exxon Valdez’ten katlanarak daha fazla olmasına yol açar.
5) Marmara’ya geçişin özel etkileri
Marmara Denizi, daha küçük ve deniz değişim hacmi daha sınırlı olduğundan, Boğaz üzerinden gelecek yoğun yüzey yağ tabakası Marmara içindeki adalar, karadeniz kıyılarından farklı olarak kıyısal lagünleri, ters akıntı bölgelerini ve kıyı tesislerini hızla etkiler. Marmara zaten yerel kirleticilere maruz kalmış bir deniz olduğundan ek şok yüklenmesi ekosistemi daha kırılgan hale getirir.
6) Temel teknik zorluklar ve müdahale (temel başarı-limitleri)
Zorluklar
Hava koşulları ve fırtına: kurtarma ve bariyerleme operasyonlarını engeller; Bay of Biscay (Erika) örneğinde olduğu gibi kötü hava temizlik etkinliğini bitirir.
Ekipman kapasitesi: Karadeniz kıyı devletlerinin yerel stokları büyük bir 150.000 t olayı için yetersiz olabilir; uluslararası yardıma ihtiyaç doğar (OPRC çerçevesinde).
Petrolün türü: ağır fuel-oil veya çok viskoz petrol daha çabuk kıyıya yapışır, temizlenmesi zorlaşır; hafif yağlar ise buharlaşma ile hızla yüzeyden azalırken içindeki toksik fraksiyonlar havaya/denize zarar verir.
Müdahale araçları ve etkinlikleri
Uydu / hava gözetleme + hızlı tespit (ilk 24–72 saat kritik).
Bariyerleme (booms) — etkili fakat rüzgâr/dalga limitlerine bağlı.
Skimmer ve pompalar — büyük hacimli yağlar için zorlayıcı; yoğun emülsiyonlarda kapasiteleri düşer.
Kimyasal dispersantlar — yüzey yağını parçalayarak su sütununa karıştırır; kısa vadede kıyıya vurmayı azaltabilir ama su kolonunda toksisite yaratabilir; karar saha-bazlı, çevresel maliyet-fayda analizi ister.
Sahil temizliği (mekanik/elle/termal/kimyasal) — maliyetli, zaman alıcı ve bazı habitatlarda (bataklık, sazlık) ek zarara yol açabilir.
Yakma—Bazı durumlarda döküntünün olduğu yerde yakılması da önemli olabilir. 1979 da İndependenta tankeri Haydarpaşa açıklarında günlerce yanmıştır. Bu yangın İstanbul ve Marmara’yı büyük bir felaketten kurtarmıştır.
Pratik başarı limiti: Çok büyük sızıntılarda toplam temizlenebilirlik sınırlıdır — çok büyük kısmı yüzeyden, kıyıdan veya sedimentlerden “kurtarılamaz”; uzun süreli izleme ve restorasyon gerekir (Exxon Valdez ve Volganeft örnekleri bunu gösterir).
7) Uluslararası hukuk ve işbirliği yükümlülükleri (kısa)
Bildirim ve işbirliği (OPRC): olayın bildirimi ve bölgesel/uluslararası yardım talebi; OPRC çerçevesinde devletler teknik destek, ekipman ve uzman gönderir.
UNCLOS (Art. 194 vb.): kıyı devletlerin deniz çevresini koruma ve kirlenme riskini önleme yükümlülüğü; komşu devletlerle işbirliği gereklidir.
Tazminat/IOPC: zarar gören tarafların tazmini için CLC/IOPC, Funds rejimleri devreye girer; fakat önemli hukuki engeller vardır: eğer kirlilik 'savaş eylemi / kasıtlı saldırı' sonucu oluştuysa bazı fonlar ödeme yapmayabilir (act of war istisnası) — bu çok kritik bir belirsizliktir. (Yani sorumluluk ve tazminat meselesi hem teknik soruşturma hem de hukukî tartışma gerektirir.)
8) Somut tavsiyeler — acil (ilk 0–7 gün), orta (7–90 gün) ve uzun vadeli (90+ gün)
Acil (ilk 0–7 gün):
Hemen NAVTEX / NOTMAR / SAR uyarıları yayımlanmalı, sivil deniz trafiği ve balıkçılık bölgeden uzaklaştırılmalı.
Uydu ve hava gözlemi ile yağın sınırları, hareket yönü ve yoğunluğu sürekli haritalanmalı.
Bölgesel OPRC mekanizması derhal harekete geçirilmeli; komşu kıyıdevletlere resmi bildirim ve yardım talebi yapılmalı.
Can kurtarma (SAR) ve insan kaynaklı acil müdahale (kıyıya vurma riski yüksek alanlara ön bariyerleme).
Acil çevre zarar azaltma ekipleri (booms, skimmers, uçak/dron ile dispersant değerlendirmesi) yönlendirilmeli.
Orta (7–90 gün):
Kıyı temizliği, hassas habitatların restorasyonu ve vahşi yaşam kurtarma merkezleri uygulanmalı.
Deniz-sediment örnekleme, balıkçılık ve halk sağlığı uyarıları (istiridye/midye tüketimi vs.).
Uluslararası görevlendirme (ITOPF, IMO teknik ekipleri, IOPC finans/hukuk uzmanları).
Uzun (90+ gün):
Ekolojik takip-araştırma programı (yıllar). Exxon Valdez örneğinde ekosistem etkileri yıllarca sürdü; uzun dönem izlemeler şart.
Ekonomik tazminat süreçleri başlatılmalı; kaynak kimliği ve olaya ilişkin soruşturma sonuçlarına göre IOPC/CLC süreçleri yürütülecek (savaş eylemi/act of war durumu hukukî karmaşıklık yaratır).
9) İdari-hukuki not (Türkiye açısından kritik konular)
Derhal olayın kaynağı ve faili/cihaz tespiti (kara kutu/teknik forensik, uydu AIS izleri) gereklidir; eğer saldırı kastiyse “act of war” argümanı tazminat rejimlerinde bağlayıcı olabilir ve IOPC ödemelerini etkileyebilir. Bu nedenle ulusal soruşturma + uluslararası koordinasyon eş zamanlı yürütülmelidir. UN Trade and Development (UNCTAD)
OPRC + IOPC mekanizmaları derhal harekete geçirilmelidir; aynı zamanda komşu devletlerle (Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Rusya, Gürcistan) koordinasyon zorunludur.
10) Kısa özet — en kritik mesajlar (tek cümlede)
150.000 ton seviyesinde bir tanker dökülmesi, Exxon Valdez’den ~4 kat daha büyük bir olaydır ve Karadeniz-Marmara ekosistemlerinde bölgesel, uzun süreli ve muhtemelen yıllarca sürecek çevresel yıkıma yol açar; Marmara’ya geçiş yüzey akıntıları nedeniyle gerçekçi ve kayda değerdir; temizleme kapasitesi sınırlı olduğundan uluslararası seferberlik, hızlı gözetleme, kıyı koruma ve uzun dönem ekolojik izleme gerekir.
Kaynaklar:
Exxon Valdez oil spill — olay verileri, dökülen miktar.
ITOPF / BEA / Cedre incelemeleri — Erika (1999) vaka raporları ve dökülen miktarlar.
Hebei Spirit (2007) — Yellow Sea olayı ve döküm miktarı aralıkları.
İstanbul Boğazı two-layer exchange and Marmara circulation — yüzey akımının Karadeniz→Marmara yönünde olduğu çalışmalar.
Black Sea State of the Environment / TUDAV — Karadeniz’in meromiktik yapısı ve derin anoksik katmanlar.
National Research Council / Oil in the Sea — petrolün denizde kaderi (evap, emülsiyon, sedimentasyon, biyobozunma vb.).
IMO — OPRC ve kirliliğe müdahale çerçevesi.
IOPC Funds / tazminat rejimi hakkında özet bilgiler.
DENİZE DÖKÜLEN PETROLÜN OLUMSUZ ETKİLERİ
Aşağıda denize dökülen ve yayılan ham petrolün denizde, deniz canlılarında, kıyılarda, altyapılarda ve insan faaliyetlerinde yarattığı tüm başlıca olumsuz etkiler açıklanmıştır:
1. Denizdeki Olumsuz Etkiler
1.1. Su Kalitesinin Bozulması
Ham petrol, su yüzeyinde film tabakası oluşturarak oksijen transferini azaltır ve denizdeki çözünmüş oksijen miktarını düşürür.
Petrolün uçucu fraksiyonları (benzen, toluen vb.) suya karışarak toksisiteyi artırır.
Deniz ortamındaki ışık geçirgenliği azalır ve bu durum fitoplankton üretimini sınırlar.
1.2. Ekosistem Dengesinin Bozulması
Petrolün yayılması, besin zincirinin ilk halkalarını etkileyerek tüm ekosistemde zincirleme tahribata yol açar.
Akıntılar petrolü geniş alanlara taşıdığından bölgesel ekosistemler uzun yıllar zarar görebilir.
2. Deniz Canlıları Üzerindeki Etkiler
2.1. Balıklar ve Diğer Su Canlıları
Petrolün içindeki aromatik hidrokarbonlar (PAH) balıkların solungaçlarında hasara, solunum güçlüğüne ve ölüme neden olur.
Yumurtalar ve larvalar son derece hassastır; düşük konsantrasyonlarda bile gelişim kusurları ve yüksek ölüm oranı görülür.
Balıkların dokularında petrol birikimi oluşarak gıda zinciri yoluyla toksik madde birikimi artar.
2.2. Kuşlar
Petrol, kuşların tüylerini kaplar ve su geçirmezlik özelliğini yok ederek kuşların hipotermiyle ölmesine neden olur.
Tüylerini temizlemeye çalışırken petrolü yutarlar ve iç organ zehirlenmesi yaşarlar.
Uçamama ve beslenememe nedeniyle üreme oranları düşer.
2.3. Deniz Memelileri (Yunus, Fok vb.)
Petrol, memelilerin derilerini tahriş eder ve solunum yollarını zedeler.
Solunum için su yüzeyine çıkan memeliler, buharlaşan petrol gazlarını soluyarak zehirlenme riski yaşar.
Üreme ve yavru bakımı bozulur.
2.4. Mercanlar ve Bentik Canlılar
Petrol bentik (taban) ekosistemlerine çöktüğünde mercanlar ve kabuklular üzerinde ölümcül tabaka oluşturur.
Mercan resiflerinde yıllarca süren kalıcı tahribat oluşabilir.
3. Kıyılardaki ve Kıyı Yapılarındaki Etkiler
3.1. Kıyı Ekosistemleri
Kum, çamur, kayalık alanlar ve lagünler petrolü hızla emer; temizlenmesi çok zordur.
Mangrov ormanları, sazlıklar ve kıyı bataklıkları petrolün etkisiyle kurur ve yok olabilir.
Kıyıdaki bitkiler ışığı alamadığı için fotosentez durur, flora ölür.
Dökülen petrolün kıyıya gelmemesi için çok çalışılmalı. Kıyıya vurunca problem aniden büyür. Temizlik yıllar alır. Maliyetler katlanır.
3.2. Kıyı Yapıları ve Limanlar
Petrol boruları, mendirekler, iskeleler ve liman yapılarına yapışarak korozyonu hızlandırır.
Liman operasyonları durabilir; petrol temizliği olmadan gemi trafiği yapılamaz.
Balıkçı barınakları, kıyı tesisleri ve tekneler petrol kaplandığında kullanılamaz hale gelir.
3.3. Turizm Tesisleri
Plajlar kirlendiğinde yüzme, dalış, marina faaliyetleri tamamen durur.
Bölge, yıllarca “kirli bölge” olarak anılır ve turizm gelirleri ciddi biçimde azalır.
4. Sanayi Tesisleri ve Ekonomik Etkiler
4.1. Balıkçılık ve Su Ürünleri
Balıkçılık yasaklanır ve ağlar petrol nedeniyle kullanılamaz hale gelir.
Midye, istiridye gibi filtreyle beslenen canlılar petrolü hızla bünyelerine alır; bu türlerin ticareti yıllarca durur.
Yerel balıkçılar ekonomik kayıp yaşar.
4.2. Enerji ve Ulaştırma Sektörü
Deniz taşımacılığı yavaşlar, kirlenmiş alanlarda gemi manevraları tehlikeli hale gelir.
Petrol yayıldığı bölgelerde su alma soğutma sistemleri bulunan sanayi tesisleri (enerji santralleri, rafineriler) çalışamaz hale gelebilir.
4.3. Temizlik ve Müdahale Maliyetleri
Büyük çaplı spill -yayılma- dökülme olayları yüz milyonlarca dolarlık temizlik ve çevresel rehabilitasyon maliyeti yaratır.
Uzun vadede ülkenin ekonomik prestijine zarar verir.
5. İnsan Sağlığı ve Toplumsal Etkiler
Uçucu petrol bileşenleri (benzen vb.) kanserojen ve toksiktir, solunduğunda insanlarda akut zehirlenmeye yol açabilir.
Kıyı yerleşimlerinde yaşayanlarda baş ağrısı, solunum güçlüğü, cilt tahrişi gibi etkiler görülür.
Kıyı balıkları ve kabukluların uzun süre tüketilememesi gıda güvenliği sorunları yaratır.
6. Uzun Vadeli ve Kalıcı Etkiler
Petrol sızıntıları bazı bölgelerde 10–20 yıl boyunca ekosistemde kalıcı tahribat bırakabilir.
Toprağa ve deniz tabanına çöken ağır petrol kalıntıları, yıllar sonra bile yeniden yayılıp kirliliği tetikleyebilir. ( Bu durum Volganeft kazasında yaşandı)
Türlerin göç yolları, üreme alanları ve davranışları geri dönülmez bir şekilde değişebilir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Karadeniz’de savaşan iki ülkeye ait gemilerin Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesine yakın alanlarda vurulması ve bunun sonucunda denize ham petrol dökülmesi, sadece bölgesel güvenliği değil aynı zamanda çevresel, ekonomik ve hukuki dengeleri derinden etkileyen çok boyutlu bir kriz yaratmaktadır. Ham petrolün denize yayılması, Karadeniz’in yarı kapalı havza niteliği nedeniyle daha yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır. Akıntı rejiminin sınırlı olması, düşük oksijen seviyeleri ve derin su tabakalarında hidrojen sülfür varlığı, dökülen petrolün uzun süre çözünmeden kalmasına ve ekosistemde kalıcı tahribata neden olmasına zemin hazırlar. Bu durum su kalitesinde ciddi bozulmaya, fitoplankton ve zooplankton üretiminin zayıflamasına, balık stoklarının azalmasına ve tüm besin zincirinin zedelenmesine yol açar.
Petrol kirliliği deniz kuşları, balıklar ve memeliler üzerinde ölümcül fizyolojik etkiler yaratırken, özellikle yumurta ve larva dönemindeki canlılarda yüksek ölüm oranları görülür. Kıyı şeridine ulaşan petrol, Türkiye’nin turizm bölgelerini, balıkçılık merkezlerini, limanlarını, sanayi tesislerini ve kıyı altyapısını işlevsiz hale getirerek ağır ekonomik kayıplar ortaya çıkarır. Karadeniz kıyılarındaki balıkçı barınakları, enerji santralleri ve liman işletmeleri geçici olarak kapatılmak zorunda kalabilir. Bu nedenle, çevresel etkinin yalnızca ekosistemle sınırlı olmadığı, aynı zamanda bölge ekonomisinin bütününe yayılan zincirleme bir etki doğurduğu açıktır.
Hukuki açıdan bakıldığında Türkiye, taraf olmadığı bir çatışmanın doğrudan etkisine maruz kalsa dahi, kıyı devleti olarak deniz çevresini koruma ve kirlenmeyi önleme yükümlülüğüne sahiptir. Ayrıca, uluslararası hukuk çerçevesinde kirlenmeye neden olan devlet veya taraflardan tazminat talep etme hakkı bulunsa da, savaş koşullarının karmaşıklığı bu süreci zorlaştırabilir. Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi ve uluslararası çevre hukukundaki yükümlülükleri gereği, deniz ulaşımının güvenliği ile çevrenin korunması arasında hassas bir dengeyi gözetmesi gerekir.
Sonuç olarak, Karadeniz’de gemi vurulmaları ve petrol sızıntıları, Türkiye için sadece çevresel değil, aynı zamanda stratejik, ekonomik ve diplomatik bir kriz yönetimi gerektirir. Bu nedenle çok katmanlı bir hazırlık süreci şarttır. Türkiye’nin acil müdahale kapasitesini güçlendirmesi, petrol kirliliğiyle mücadele ekipmanlarını güncellemesi, kıyı tesisleri ve balıkçılık alanları için koruyucu önlemleri devreye alması, ayrıca bölgesel işbirliği mekanizmalarını aktif biçimde işletmesi hayati önem taşımaktadır. Karadeniz’in Türkiye açısından artan jeopolitik, ekonomik ve ekolojik değeri dikkate alındığında, bu tür olaylara karşı proaktif, entegre ve bilimsel temelli bir yaklaşımın benimsenmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye bu konuda çok aktif ve etkili hareket etmelidir. Bu gibi olayların olmamasını sağlamalıdır.



Yorumlar