top of page

KARADENİZ’İN GÜVENLİĞİ TÜRKİYE’YE VERİLDİ

  • 8 Oca
  • 4 dakikada okunur

Olayın Özeti

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ev sahipliğinde Paris’te 6 Ocak 2026 da düzenlenen “Gönüllüler Koalisyonu Liderler Zirvesi” kapsamında, Ukrayna savaşı sonrası güvenlik mimarisi üzerine görüşmeler yapıldı. Bu toplantıda:

• Ukrayna savaşının sona ermesi sonrası güvenlik planlamaları tartışıldı.

• Macron ve diğer liderler, Karadeniz’in güvenliğinin Türkiye tarafından deniz boyutunda sağlanmasının planlandığını belirttiler. Bu durum, uluslararası güvenlik mimarisinin bir parçası olarak ele alınmaktadır.

• Türkiye’nin bu kapsamda deniz güvenliğini sağlayacak kilit aktörlerden biri olacağı mesajı öne çıktı.

Türkiye Açısından Değerlendirme

1. Stratejik Etki ve Bölgesel Liderlik

Bu tür bir sorumluluğun Türkiye’ye verilmesi, Türkiye’nin Karadeniz’deki jeopolitik ağırlığını ve bölgesel liderlik rolünü uluslararası alanda daha da pekiştirir. Türkiye, coğrafi konumu, tarihi denizcilik yetkinlikleri ve NATO içindeki rolü nedeniyle Karadeniz’de kritik bir aktördür. Bu meyanda, güvenlik rolünün verilmesi Türkiye’nin bölgesel denge unsuru olarak tanınması demektir.

2. Uluslararası Meşruiyet ve Sorumluluk Paylaşımı

Macron’un bu açıklaması, yalnızca Türkiye’nin inisiyatif alması anlamına gelmez; Aynı zamanda Batı müttefikleriyle birlikte çok uluslu bir güvenlik çerçevesinin parçası olacağını da işaret eder. Türkiye’nin görevi tamamen tek başına değil, koalisyon içinde belirlenmiş bir rol çerçevesinde üstlenmesi beklenmektedir.

Bu durum Türkiye açısından şu avantajları sağlar:

• Uluslararası güvenlik mimarisinde aktif rol,

• Batı ile işbirliğinde daha derin stratejik entegrasyon,

• Türkiye’nin savunma ve dış politika tercihlerini güçlendirme.

3. Risk Algılamaları ve Denge Politikası

Türkiye, Karadeniz’de güvenliği sağlamayı önerirken, mevcut jeopolitik durumu da dengelemek zorundadır. Özellikle:

• Rusya’nın hassasiyetleri: Rusya, Karadeniz’de NATO varlığını ve özellikle Batı askeri güçlerini kabul etmeyen bir tutum içinde olduğundan, Türkiye’nin rolünün dengeli biçimde yürütülmesi kritik olacaktır.

• Montrö Boğazlar Sözleşmesi: Karadeniz’in güvenlik boyutu aynı zamanda Montrö rejimi çerçevesinde de ele alınmak zorundadır. Türkiye bu hukuki çerçeveyi korurken güvenlik rolünü dengelemelidir.

Bu açıdan Türkiye, hem Rusya ile ilişkilerde gerginliği tırmandırmamak hem de Batı ile stratejik güvenilirliğini artırmak için akılcı bir denge politikası izlemek durumundadır.

4. Askerî ve Operasyonel Yükümlülükler

Türkiye’nin üstleneceği rol, sadece sembolik bir taahhüt olmaktan öte askerî ve lojistik sorumluluklar gerektirebilir. Deniz unsurlarının ve güvenlik mekanizmalarının yönetilmesi, uzun vadede Türkiye’nin savunma planlamasında önemli bir yükümlülük haline gelebilir. Bu da:

• Savunma bütçesi üzerinde ek yük,

• Denizde caydırıcılık kapasitesinin artırılması ihtiyacı,

• NATO ve koalisyonla ortak tatbikat ve planlama ihtiyacını artırabilir.

Sonuç: Genel değerlendirme olarak:

Türkiye’nin rolünün uluslararası düzeyde tanınması, bölgesel liderliğini güçlendiren bir gelişmedir.

Koalisyon içi güvenlik mimarisinde merkezi aktör olarak konumlanması stratejik avantaj sağlar.

Rusya ile dengeli politika yürütme ihtiyacı Türkiye için diplomatik bir sınav olabilir.

Uzun vadede, Türkiye’nin savunma ve deniz güvenliği kapasitesine yapılacak yatırımlar stratejik önem taşıyacaktır.

Rusya Açısından Olası Tepki ve Sonuçlar:

Aşağıda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Paris’teki “Gönüllüler Koalisyonu” zirvesinde Türkiye’nin Karadeniz güvenliği rolünü vurgulaması ile ilgili olarak Türkiye açısından Rusya’nın olası tepkisi ve genel sonuçları değerlendirilmiştir. Bu analiz, zirve sonrası gelişmelere ve Türkiye’nin denge politikasına diplomatik, güvenlik ve bölgesel perspektiflerden bakmaktadır.

1. Rusya’nın Olası Tepkisi: Denge, Basınç ve İttifak Algısı

1. Tehdit algısının artması:

Paris zirvesinde Türkiye’nin Karadeniz’de güvenliğin sağlanmasında sorumluluk üstlenmesinin açıklanması, uluslararası kamuoyunda Türkiye’nin Batı destekli bir güvenlik mimarisi içinde yer alacağına dair bir algı yaratmıştır. Rusya açısından bu, Batı’nın Karadeniz politikasında Türkiye’nin daha görünür bir aktör haline geldiği şeklinde yorumlanabilir — bu da Moskova’nın tepkisini tetikleyebilir.

2. Türkiye-Rusya ilişkilerinde hassas dengeler:

Türkiye, savaş boyunca Rusya ile ekonomik ve enerji ilişkilerini korurken, aynı zamanda Ukrayna’ya askeri destek sağlayarak Batı ile de işbirliğini sürdürdü. Bu ikili denge Türkiye’nin Karadeniz politikası için temel stratejidir. Ancak Batı’nın güvenlik mimarisine Türkiye’yi açıkça dahil etmesi Moskova’nın bu denge stratejisini zorlayabilir. Moskova bu durumu, Türkiye’nin Batı merkezli bir güvenlik çerçevesine daha fazla kayışı olarak algılayabilir.

3. Montrö Sözleşmesi ve diplomatik baskı:

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’ye Karadeniz’de stratejik bir avantaj sağlar. Ancak Rusya zaman zaman Türkiye’nin NATO içi pozisyonunu eleştirdiği bir söylem geliştirebilir. Türkiye’nin Batılı ittifaklarla entegre bir güvenlik rolünü benimsediğini ifade etmek Moskova’nın Montrö’nün uygulanmasına yönelik eleştirilerini artırabilir. Bu, diplomatik planda Türkiye’ye karşı yeni baskı mekanizmaları yaratabilir.

Rusya’nın sivil hedefli saldırılar, hava sahası ihlalleri ya da ekonomik yaptırımlar gibi doğrudan sert tepkilerden kaçınması daha olasıdır; bu tepkiler genellikle daha dolaylı siyasi ve askeri hamleler şeklinde olur.

2. Türkiye’nin Stratejik Seçenekleri ve Denge Politikası

A. NATO içinde konumunu güçlendirme

Türkiye’nin Karadeniz’de güvenlik rolünü üstlenmesi, bir yandan NATO içinde önemli bir pozisyon almasını sağlar. Türkiye’nin 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dayanan rolü ve bölgedeki deniz gücü, koalisyon için değerli bir katkı olarak görülür. Bu, Ankara’ya Batı ittifakı içinde yeni müzakere avantajları sunar.

B. Diplomatik denge çabalarının sürdürülmesi

Türkiye, Batı ile ilişkileri güçlendirirken Rusya ile ekonomik ilişkileri sürdürebilmek için denge politikası izlemeye devam etmek zorundadır. Ukrayna savaşında doğrudan bir cepheye girmemek, Montrö rejimini korumak ve enerjide diyaloğu sürdürmek Türkiye’nin dış politikasının ana unsurlarıdır.

C. Karadeniz güvenliğini uluslararası hukuka dayandırma

Türkiye’nin bu rolde yer almasını uluslararası hukuka (örneğin Montrö ve BM Deniz Hukuku) dayandırması, Moskova dahil diğer aktörlerin bu rolü “Batı karşıtı provokasyon” olarak nitelendirmesini sınırlandırabilir. Bu çerçevede Türkiye, Karadeniz emniyetinin barışçıl ve hukuka uygun bir şekilde sağlanacağı mesajını güçlü tutabilir.

3. Kısa ve Orta Vadeli Olası Sonuçlar

Kısa Vadede

• Rusya’dan diplomatik karşı açıklamalar gelebilir; Moskova, Türkiye’nin NATO merkezli rolünü eleştirebilir.

• Karadeniz’de gerilim hatları, denizcilik güvenliği ve ortak tatbikatlar üzerinden daha görünür hale gelebilir.

• Türkiye, hem Batı hem Rus tarafında mesajlarda “denge” vurgusunu daha da ön plana çıkarabilir.

Orta Vadede

• Türkiye’nin Batı ile savunma entegrasyonu NATO stratejisinde daha aktif bir pozisyona evrilebilir, bu da Ankara’ya müzakere masasında siyasi ve askeri avantaj sağlar.

• Türk-Rus ilişkileri daha da test edilebilir, özellikle Karadeniz hava ve deniz sahalarıyla ilgili olaylar üzerinden diplomatik gerilimler görülebilir.

4. Sonuç: Türkiye İçin Bir “Çıkış Stratejisi”

Türkiye’nin bu açıklamadan çıkartabileceği stratejik dersler ve yönelimler şöyle özetlenebilir:

1. çok taraflı diplomasi ile hem Batı hem Rusya ile pozisyonunu korumak;

2. uluslararası hukuka vurgu yaparak bölgede meşruiyetini güçlendirmek;

3. dış politika söylemini dengeli ve pragmatik bir şekilde sürdürmek (hem güvenlik hem enerji/ekonomi boyutlarında);

4. NATO içinde oyuncu olarak rolünü stratejik müzakere avantajına dönüştürmek.

Bu yaklaşım Türkiye’ye hem Batı ittifakında hem de Rusya ile yürüttüğü ilişkinin sürdürülebilirliğinde esneklik sağlayabilir. 9Ocak-2026 Mustafa Korçak

 
 
 

Yorumlar


bottom of page