top of page

GELECEĞİN GÖRÜNMEZ TEHLİKESİMİKROPLASTİKLER VE HAYATIMIZDAKİ YERİ

  • 20 Eyl 2024
  • 17 dakikada okunur

Plastik olarak tanımlayacağımız çok çeşitli sentetik maddeler, 150 yıldan biraz daha uzun süre önce geliştirilmeye başlandı. İlk plastik örneği Alexander Parkes tarafından 1862 yılında icat edildi ve bu icadına Parkesine adını verdi. Bugün bu maddeyi selüloit ismiyle biliyoruz. PVC ise 1872 yılında hayatımıza girdi.

1907’de Belçikalı-Amerikalı kimyager Leo Baekeland’ın ilk gerçek sentetik ve seri şekilde üretilen Bakelite’ı icat etmesiyle çok daha fazla plastik türü üretilebilir hale geldi. (İklim Gazetesi-29.03.2021)

Plastik; karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), azot (N) ve diğer organik ya da inorganik elementlerin oluşturduğu monomer adı verilen; basit yapıdaki moleküllü gruplardaki bağın koparılarak polimer adı verilen uzun ve zincirli bir yapıya dönüştürülmesi ile elde edilen malzemelere verilen isimdir. Plastik kelimesi, "şekillendirilebilen veya kalıplanabilen" anlamına gelen Yunanca πλαστικός (plastikos) ve "kalıplanmış" anlamına gelen πλαστός (plastos) kelimesinden türetilmiştir.

Örneğin; Etilen bir monomerdir. Bu monomerden oluşturulan polietilen ise polimerdir. En çok kullanılan plastiklerin başında gelir.

Tanımdan anlaşılacağı üzere plastikler doğada hazır bulunmaz, doğadaki elementlere insan tarafından müdahale edilmesi ile elde edilir. Elde edilmesi belli bir sıcaklık ve basınç altında, katalizör kullanılarak monomerlerin reaksiyona sokulması ile olur. Plastik ilk üretildiğinde toz, reçine veya granül hâlde olabilir.

Dünyanın ilk tam sentetik plastiği, 1907'de Leo Hendrik Baekeland tarafından New York'ta icat edilen Bakalit idi. Birçok kimyager, plastiğin malzeme bilimine katkıda bulunmuştur. "Polimer kimyasının babası" olarak anılan Nobel ödüllü Hermann Staudinger ve "polimer fiziğinin babası" olarak bilinen Herman Francis Mark bunun bir örneğidir.

Plastikler, ana bileşen olarak polimerler kullanan çok çeşitli sentetik veya yarı sentetik malzemelerdir. Plastisiteleri, plastiklerin çeşitli şekillerde katı nesnelere kalıplanmasını, ekstrüzyon edilmesini veya basınçlı kalıplamasını mümkün kılar. Bu, esnek ve üretilmenin ucuz olması gibi çok çeşitli diğer özellikler, yaygın kullanımına yol açmıştır. Plastikler tipik olarak insan endüstriyel sistemleri aracılığıyla yapılır. Modern plastiklerin çoğu, doğal gaz veya petrol gibi fosil yakıt bazlı petrokimyasal'lardan elde edilir. Ancak son endüstriyel yöntemler, mısır veya pamuk türevleri gibi yenilenebilir malzemelerden yapılmış varyantları kullanır.

1950 ile 2017 arasında 9,2 milyar ton plastik üretildiği tahmin ediliyor. Bu plastiğin yarısından fazlası 2004'ten beri üretildi. 2020'de 400 milyon ton plastik üretildi. Plastik talebindeki küresel eğilimler devam ederse, 2050 yılına kadar yıllık küresel plastik üretiminin 1.100 milyon tonun üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.

20. yüzyılın başlarından itibaren plastiklerin başarısı ve egemenliği, doğal ekosistemlerde yavaş parçalanma hızları nedeniyle yaygın çevre sorunlarına neden olmuştur. 20. yüzyılın sonlarına doğru plastik endüstrisi, bir yandan saf plastik üretmeye devam ederken, diğer yandan çevresel kaygıları hafifletmek ve plastik kirliliği sorumluluğunu tüketiciye yüklemek için plastik atıkların geri dönüşümü teşvik etti. Deniz plastik kirliliği de 21. yüzyılda en etkili sorunlardan biri olmuştur.

Gelişmiş ekonomilerde, plastiğin yaklaşık üçte biri ambalajlamada ve kabaca aynısı, boru tesisatı, sıhhi tesisat veya vinil kaplama gibi uygulamalarda kullanılır.

Plastikler temel olarak 3 ana grup altında toplanmaktadır. Bunlar;

1. Termoplastik,

2. Termoset,

3. Elastomer .

Bu plastik türlerinin yanı sıra günümüzde artan plastik kirliliği, yasal yükümlülüklerde yapılan değişiklikler ve toplumsal çevre bilincindeki artış sebebiyle, doğada güneş ışığı ve mikroorganizmalar yardımıyla parçalanabilen Biyobozunur plastik türevleri de üretilmeye başlanmıştır.

Günümüzde plastikler genellikle, ham petrolün işlenmesi sonucu arta kalan malzemelerden üretilmektedir. Yapılan araştırmalara göre yeryüzündeki petrolün sadece %4'lük bir kısmı plastik üretimi için kullanılmaktadır.

Plastik, diğer ham maddelerle karşılaştırıldığında daha ucuz ve ürün imalatının hızlı ve kolay olması sebebiyle sıklıkla tercih edilmektedir. En başta ambalaj sektörü olmak üzere beyaz eşya, otomotiv, yapı, elektronik ve medikal gibi pek çok sektörde kullanılmaktadır.

Pek çok sektörde kullanılıyor olması beraberinde büyük bir üretim hacmi ihtiyacını da beraberinde getirmektedir. Bu talep, genellikle Plastik enjeksiyon prosesi ile yapılan üretimle karşılanmaktadır.

Yaygın olarak kullanılan plastik türleri:

• Polietilen (Polyethylene) (PE): Geniş bir kullanım alanı vardır.

• Polipropilen (Polypropylene) (PP): Yaygın kullanılan plastiklerdendir. Otomobil yan sanayinde, bahçe mobilyalarında vb. yerlerde kullanılır.

• Polistiren (Polystyrene) (PS): Paketleme, elektronik ve beyaz eşyaların plastik kısımları vb. kullanım alanları vardır.

• Polietilen tereftalat (Polyethylene terephthalate) (PET veya PETE): PET, polyester ailesindeki en yaygın polimerdir. Pet şişe ismi bu malzemeden gelmektedir. Yüksek mukavemet özelliğinden dolayı sentetik kumaşlarda da yaygın olarak kullanılmaktadır.

• Polyamid (Polyamide) (PA) (Nylon): Fiber, diş fırçası kılları, misina vb. kullanım alanları vardır.

• Polivinil klorür (Polyvinyl chloride) (PVC): Boru, profil vb. imalatında kullanılır.

• Polikarbonat (Polycarbonate) (PC): CD, gözlük vb. imalatında kullanılır. Alevi iletmeme ve kendini söndürme özelliğine sahiptir.

• Akrilonitril bütadien stiren (Acrylonitrile butadiene styrene) (ABS): Elektronik aletlerin plastik aksamında yaygın olarak kullanılır.

• Poliviniliden klorür (Polyvinylidene chloride) (PVDC) (Saran): Yiyecek paketlemede kullanılır. (Vikipedi)

Mikroplastiklerin kimyasal yapısının yanı sıra, plastiklerin içerisinde kullanılan katkı maddeleri de önemlidir. Bu katkı maddeleri, plastiklere özellikler kazandırmak veya üretim sürecini kolaylaştırmak amacıyla kullanılır. Bazı yaygın katkı maddeleri arasında yumuşatıcılar, renklendiriciler, UV stabilizatörler ve yanmaz maddeler bulunur.

Plastikler genel olarak iki ana sınıfa ayrılır: Termoplastikler ve Termosetler. Bu iki ana sınıf, plastiklerin yapılarına ve davranışlarına göre farklılaşan özelliklere sahiptir.

Termoplastikler: Bu sınıfa ait plastikler, ısı uygulandığında yumuşarlar ve tekrar soğuyunca katı hâle geri dönerler. Bu işlemi tekrarlayarak şekil değiştirebilirler. Termoplastiklerin örnekleri arasında polietilen, polipropilen, polivinil klorür (PVC), polistiren bulunur.

Termosetler: Termoset plastikler ise ısı uygulandığında bir kez kimyasal olarak sertleşirler ve bu noktadan sonra yeniden erimezler. Bu tür plastikler genellikle sert, dayanıklı ve yüksek sıcaklıklara karşı dayanıklı özelliklere sahiptir. Örnek olarak epoksi reçineler, fenol formaldehit reçineleri (bakalit), melamin formaldehit reçineleri verilebilir.

Bu iki ana sınıf dışında, bazı kaynaklarda elastomerler veya lastikler de bir alt sınıf olarak kabul edilebilir. Elastomerler, esneklik ve geri dönüş özelliklerine sahip plastiklerdir. Kauçuk gibi malzemeler elastomer örneklerine dahildir.

Plastiklerin yapıları, bileşenleri ve kullanım amaçları oldukça çeşitlidir. Bu nedenle sınıflandırma bazen daha ayrıntılı alt kategoriler içerebilir.

Plastikler kimyasal yapılarına göre üç ana çeşide ayrılır: Doğal Polimerler, Sentetik Termpolimerler ve Sentetik Termosetler.

Doğal Polimerler: Bu plastik türleri doğada bulunan organik maddelerden elde edilir. Örnek olarak selüloz, nişasta ve kauçuk gibi doğal polimerler verilebilir. Bu tür plastikler genellikle bitkilerden veya hayvanlardan elde edilir.

Sentetik Termoplastikler: Sentetik termpolimerler, petrokimyasal ürünlerden sentetik olarak üretilir ve termoplastik özelliklere sahiptir. Bu tür plastikler ısı uygulandığında yumuşar ve soğuduğunda katılaşır. Örnekler arasında polietilen, polipropilen, polivinil klorür (PVC), polistiren yer alır.

Sentetik Termosetler: Sentetik termosetler, ısı uygulandığında sertleşir ve daha sonra bu durumu değiştirilemez. Bu plastikler genellikle dayanıklı ve yüksek sıcaklıklara karşı dirençlidir. Örnekler arasında epoksi reçineleri, fenol formaldehit reçineleri (bakalit) ve melamin formaldehit reçineleri bulunur.

Plastiklerin kimyasal yapıları, bileşenleri ve üretim yöntemleri farklılık gösterir. Bu çeşitlilik, plastiklerin farklı özelliklere sahip olmasına ve geniş bir kullanım yelpazesi sunmasına neden olur.

Günlük yaşamımızda çeşitli plastik ürünleri sıkça kullanıyoruz. İşte günlük yaşamda sıkça karşılaştığımız bazı plastik çeşitleri:

PET Şişeler: Sular, meşrubatlar, gazlı içecekler gibi birçok içeceğin paketlendiği plastik şişeler genellikle PET (polietilen tereftalat) plastikten yapılır.

Plastik Torbalar: Alışverişte veya günlük kullanımda sıkça kullandığımız plastik torbalar genellikle düşük yoğunluklu polietilen (LDPE) veya yüksek yoğunluklu polietilen (HDPE) gibi plastiklerden üretilir.

Yiyecek Saklama Kapları: Mutfakta kullanılan plastik saklama kapları, genellikle polipropilen (PP) gibi plastiklerden üretilir.

Plastik Pipetler ve Şırıngalar: Tıp alanında sıkça kullanılan plastik pipetler ve şırıngalar, genellikle polipropilen veya polietilen gibi malzemelerden yapılır.

Plastik Kapaklar ve Kapatıcılar: Cam şişelerin ve plastik kapların kapatılmasında kullanılan kapaklar ve kapatıcılar, genellikle polipropilen veya polietilen gibi malzemelerden üretilir.

Plastik Bardaklar ve Tabaklar: Pikniklerde, partilerde ve hızlı yemek restoranlarında sıkça kullanılan plastik bardaklar ve tabaklar genellikle polistiren (PS) plastikten yapılır.

Plastik Oyuncaklar: Çocuklar için üretilen oyuncakların birçoğu plastikten yapılır. Bu oyuncaklar genellikle farklı türlerde plastiklerden üretilebilir.

Plastik Ambalaj Malzemeleri: Gıda, temizlik ürünleri, kozmetik ürünler gibi birçok ürünün ambalajında kullanılan plastik ambalaj malzemeleri, farklı tiplerde plastiklerden üretilebilir.

Plastik Mobilya: Bahçe mobilyaları, sandalyeler, masalar gibi plastik mobilyalar genellikle dayanıklı ve hava koşullarına dayanıklı plastiklerden üretilir.

Plastik Kaplamalar ve Kaplamalar: Elektronik cihazlar, araç içi parçalar gibi birçok yerde plastik kaplamalar ve kaplamalar kullanılır.

Bu sadece bazı örneklerdir ve günlük yaşamımızda kullandığımız plastik ürünlerin çeşitliliği oldukça geniştir. Plastiklerin farklı özelliklere sahip olması, onları çeşitli amaçlar için kullanılabilir hale getirir.

Polimer olarak bilinen malzemeler, karbonun hidrojen, azot, klor ve oksijen elementleri ile meydana getirdiği büyük moleküllü organik bileşiklerdir. Monomerlerin, ısı ve basınç altında zincir şeklinde birleşmesiyle oluşan bu makro moleküllere polimer adı verilmektedir. Bir monomer polimerizasyon yoluyla başka monomer molekülleri ile birleşerek çok uzun zincir şeklinde bir polimer meydana getirmektedir. Böylece çeşitli monomerler veya monomer kombinezonu kullanılarak çeşitli tipte plastikler elde edilmektedir. Polimerlerden oluşan plastikler, polimerlerin farklı kimyasal yapılarından dolayı farklı fiziksel özellikler gösterirler ve bu özelliklerinden dolayı da sınıflandırmaya tabi tutulurlar. Polimerler çeşitli kriterlere göre sınıflandırılır.

Polimerlerin sınıflandırılması

Polimerlerin sınıflandırılmasında en çok kullanılanı, işleme yöntemine göre yapılan sınıflandırmadır. Buna göre polimerler termoplastikler ve termosetler olmak üzere iki büyük gruba ayrılır.

Termoplastiklerin Özellikleri Nelerdir?

Termoplastikler ısı ve basınç altında ergiyip şekillendirilebilen ve soğutulduğunda da sertleşebilen malzemelerdir. Termosetlerden en büyük farkları parçalanıp tekrar kullanılabilinirlikleridir. Termoplastikler lineer ve dallanmış zincirli moleküllerden oluşmaktadır. Bağ yapılarını incelediğimizde monomerleri bir arada tutan bağlar kovalent bağlar, zincirleri bir arada tutan zayıf bağlar ise Van der Waals bağları olarak isimlendirilir. Artan sıcaklıkla birlikte moleküller arası bağ zayıflayarak ve zincir moleküllerinin birbiri üzerinde kayması başlamaktadır.

Termosetlerin Özellikleri Nelerdir?

Termosetler, ısıtılıp soğutulduklarında termoplastiklerin aksine kalıcı olarak katılaşmaktadır çünkü ısıtılıp soğutulma esnasında kimyasal yapılarında değişiklikler oluşur. Yapılarında bulunan çapraz bağlar nedeniyle gevrek, yüksek sıcaklığa dayanıklı bir yapı ortaya çıkmaktadır.

Plastikler Nasıl Sınıflandırılır?

Plastiklerin sınıflandırılması fiziksel esasa göre de sıklıkla yapılmaktadır. Fiziksel esasa göre amorf, kristal ve yarı kristalin olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Amorf yapıda molekül zincirleri, birbirine göre karışık bir şekilde bulunmaktadır. Kristalin yapıda ise molekül zincirleri birbirine göre üç boyutlu bir düzeni andıran bir şekilde bulunmaktadır.

Kristalik yapının oluşması molekül zincirlerinin şekline (lineer, dallanmış, çapraz bağlı) ve molekül zincirleri arasındaki kuvvetlere bağlı olmaktadır. Zincirlerin birbirine tertiplenmesine göre amorf ve kristalin gibi yapı özellikleri ortaya çıkmaktadır. Soğutma yoluyla ergimiş durumdan katı duruma geçildiğinde lineer zincirler birbirine daha çok yaklaşabilirler ve dolayısıyla kristalin bir yapı oluşturabilmektedirler. Bu nedenle lineer molekül zincirine sahip plastikler oldukça büyük bir kristalleşme kabiliyeti gösterirler. Dallanmış zincirler birbirlerine kolayca yaklaşamazlar bu nedenle kolay bir şekilde kristalin halini alamayıp, genellikle amorf bir yapı oluştururlar. Aynı şekilde çapraz bağlı molekül zincirleri (termosetler) amorf bir yapı meydana getirirler. Kristalin yapı daha rijit olmakla birlikte genellikle daha yüksek ve daha belirgin ergime sıcaklığına, daha büyük çekme, sürünme, ısı mukavemetine, düşük viskoziteye sahiptir. Amorf yapı düşük ergime sıcaklığı ve çekme mukavemetine sahiptir. Amorf yapılar, kalıp içerisinde kristalin yapılar gibi kolay akmazlar.

Plastik Çeşitleri Nelerdir?

Amorf termoplastiklere ABS, PC, PMMA, PS ve PVC örnek verilebilir. Yarı kristalin termoplastiklere PBT, PP, PE, POM, PA örnek verilebilir.

Plastiklerin Özellikleri Nelerdir?

Plastikler, günümüzde gerek miktar gerekse çeşit bakımından büyük gelişme göstermektedirler. Hafif, kolay işlenebilir, korozyona karşı dayanıklı, iyi elektrik ve ısı yalıtkanlığına, iyi bir yüzey kalitesine ve görünüme sahip olan polimerin özellikleri aşağıdakiler gibidir.

Plastiklerin görünüşü: Plastiklerin çoğu renksizdir. Bu yüzden istenilen rengi elde etmek için renk verici maddeler kullanılır.

Plastiklerin yüzey sertliği: Plastik malzemelerin bir dezavantajı, yüzeylerinin yumuşaklığı ve çizilmeye karşı direncinin az olmasıdır.

Plastiklerin yoğunluğu: Plastik malzemelerin yoğunlukları, diğer çoğu malzemelerin yoğunluklarından daha azdır. Plastiklerin yoğunluğu 0.8-2.5 g/cm3 arasındadır. Bundan dolayı hafifliğin önemli olduğu yerlerde plastikler kullanılmaktadır.

Isısal özellikler: Çoğu plastik geniş bir sıcaklık aralığında yumuşama göstermektedir. Genellikle plastiklerin ısı iletkenliği düşüktür ve bu sebeple sürtünme veya tekrarlanan gerilmelerin sebep olduğu sıcaklık büyümesi, malzeme içerisinde ısı birikmesine neden olur. Bu olay ısıl yorulmaya yol açar. Isıl yorulmayı azaltmak için, plastik malzemelere katkı maddeleri ilave edilir. Bu amaçla en çok kullanılan katkı maddeleri metal tozları veya çeşitli elyaflardır.

Kimyasal özellikler: Plastikler, metal malzemelere göre kimyasal alanlara daha dayanıklıdırlar. Genellikle termoplastikler zayıf asit, alkali ve tuzların sulu çözeltilerinden etkilenmezler. Termoplastiklerin çoğu organik solventlerin etkisi altında çözünme veya şişme gösterirler; kuvvetli asit veya alkalilerden kimyasal olarak etkilenirler.

Alevlenme: Plastikler aleve karşı çok hassastırlar. Genellikle termoplastiklerin çoğu alevle veya aşırı ısı ile temas ettikten sonra kullanılmaz hale gelirler.

Hava etkisiyle bozunma: Radyasyon, uçan parçacıkların meydana getirdiği aşınma, yağmur veya dolu erozyonu ve hava kirliliğinin kimyasal etkisinin bir neticesiyle plastiklerde yıpranma olabilmektedir. Genelde iklim şartları, plastiğin renginin solmasına veya bozulmasına neden olmaktadır.

Elektriksel özellikler: Elektriksel özellik bakımından en önemli faktör elektriksel iletkenliktir. Genelde plastiklerin elektrik iletkenlikleri zayıftır, yalıtkan olarak kullanılırlar. Polimerin yapısındaki zincirlerin sert ve bükülmez olması, zincirlerin birbirini kuvvetli etkilemesi, yüksek kristalizasyon ve yönlenme olayları elektronların serbest hareketlerini engellemekte ve plastiklerin düşük elektrik iletkenliğine neden olmaktadır.

Mekanik özellikler: Kristalizasyon derecesinin büyümesi ile malzemenin ergime derecesi artmaktadır, bunun sonucu olarak mekanik mukavemet artmaktadır. Plastiklerin mekanik özellikleri kimyasal ve fiziksel hallerinin yanı sıra sıcaklığa da bağlıdır. Ayrıca cam elyafı ilave edilerek mekanik özellikler yükseltilebilirler. ( Tasarımdan İmalata-28 Eylül 2017)


Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), "Küresel Plastik Görünümü" raporunu yayımladı.

2000 yılında 234 milyon ton olan dünya genelinde plastik üretiminin 2019'da 460 milyon tona ulaştığı belirtilen raporda, 2000 yılında 156 milyon ton olan plastik atık miktarının da iki katından fazla artarak 2019'da 353 milyon tona çıktığı bildirildi.

Raporda, geri dönüşüm sırasındaki kayıpları hesaba kattıktan sonra plastik atıkların sadece yüzde 9'unun başarılı şekilde geri dönüştüğü kaydedildi.

Küresel plastik atıkların yüzde 19'unun yakılırken, yaklaşık yüzde 50'sinin düzenli çöp depolama alanlarına gittiği, geriye kalan yüzde 22'sinin de kontrolsüz çöp sahaları veya çevreye atıldığı bildirilen raporda, plastiklerin 2019'da küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 3,4'ünden sorumlu olduğu belirtildi.





Raporda, küresel plastik kullanımının genel olarak düşmesine karşın son 2 yılda Kovid-19 salgınında koruyucu ekipman ve tek kullanımlık plastik atıkların arttığı vurgulandı.

Plastik kullanımının, Kovid-19 salgınının ilk yılı olan 2020'de ekonomik faaliyetlerin azalmasıyla bir önceki yıla göre yüzde 2,2 düştüğü belirtilen raporda, tek kullanımlık plastiklerin kullanımının yükselirken, ekonomiler toparlandıkça plastik kullanımının tekrar artmasının beklendiği kaydedildi.

OECD, düşük ve orta gelirli ülkeler için yılda 25 milyar avro kalkınma yardımı dahil olmak üzere "atık yönetimi altyapısının iyileştirilmesi" için uluslararası bir yaklaşım çağrısında bulundu. (A.A.)

Tüm dünyada yıllık yaklaşık 400 milyon ton plastik üretiliyor. Bazı projeksiyonlarda bunun 2050 yılında, iki katına çıkacağı belirtiliyor. Bilim dünyasının bir kısmı haricindeki kamuoyu maalesef durumun ciddiyetinin yeterince farkında değil.

Dünyada, 146 milyon ton plastik atığı ambalaj sektöründen çıkıyor. Ambalaj sektöründe sadece 5 milyon ton plastik dönüştürülüyor. (İklim Gazetesi)

Türkiye’de de durum çok farklı değil. Türkiye’de toplam ambalaj sektör üretimi içinde plastik ambalaj üretimi %40 paya sahip. Plastik ambalaj malzemeleri üretimi, 2014 – 2018 yıllarını kapsayan beş yılda, yıllık ortalama %2,4 artarken 2018 yılında 3,66 milyon ton olarak gerçekleşti. (İklim Gazetesi)

1950 ile 2017 yılları arasında 67 yılda üretilen yaklaşık 9,2 milyar ton plastiğin artan nüfus ve üretim hızı değerlendirildiğinde önümüzdeki 23 yılda üretilebileceği tahmin ediliyor.  Asıl sorunun plastiğin üretimi değil üretimden sonra hızlı bir şekilde tüketilip atık haline gelmesi olduğunu belirten uzmanlar; BPA, kurşun, bakır, kadmiyum gibi oldukça zararlı maddeler içeren plastik maddelerin doğaya karışması sonucu toprağın, denizdeki canlıların ve nehirlerin büyük zarar gördüğünü ifade ediyor. Türkiye’de yıllık kişi başına ortalama plastik tüketiminin günümüzde 75 kg civarında olduğunu hatırlatan Dr. Ahmet Adiller küçük önlemlerin büyük etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Dr. Adiller’e göre, plastik poşet kullanımı olabildiğince azaltılmalı ve bez poşetle alışveriş yapılmalı. Streç film, buzdolabı poşeti ya da plastik saklama kapları yerine cam saklama kaplar tercih edilebilir. Adiller, yapılan araştırmaların yıllık kişi başına 1 kg plastiği Akdeniz’e karıştırdığını gösterdiğini de sözlerine ekledi. (Üsküdar Üniversitesi)

Mikroplastikler ve Başlıca Kaynakları Nelerdir:

Mikroplastik, plastik maddelerin çeşitli faktörlerin etkisiyle küçük parçalara ayrılması sonucu oluşan çok küçük boyutlu plastik parçacıklarıdır. Genellikle çevreye atılan büyük plastik ürünler zamanla güneş ışığı, sıcaklık, kimyasal reaksiyonlar ve fiziksel etkileşimler gibi faktörlerle parçalanır. Bu parçalanma sonucu oluşan plastik parçacıkları, çoğu zaman 5 milimetrenin altında bir boyuta sahip olabilir. Mikroplastikler, mikroskop altında görülebilecek kadar küçük olabilirler.

Elbette! Mikroplastikler, plastik malzemelerin doğada parçalanması veya işlenmesiyle oluşan son derece küçük parçacıklardır. Kimyasal yapısı, plastik türüne ve üretim sürecine bağlı olarak değişebilir. Genel olarak, mikroplastikler polimerlerden oluşur.

Plastikler, polimer adı verilen uzun zincirli moleküllerden yapılmıştır. Bu polimerler, monomer adı verilen daha küçük kimyasal birimlerin birleşmesiyle oluşur. Mikroplastiklerin kimyasal yapısı, polimerlerin yapısal özelliklerine bağlı olarak değişir.

Mikroplastikler, plastik kaynaklı kirleticiler arasında son yıllarda en fazla dikkati çeken konu olmuştur. Mikroplastikler morfolojik olarak amorf, küresel ve uzun lif formu gibi pek çok şekilde bulunabilirler (Yurtsever, 2015). Mikroplastikler ayrıca, boyut, komposizyon, ağırlık, fiziksel ve kimyasal özellikleri gibi pek çok açıdan da farklılık göstermektedir. Literatüre bakıldığında mikroplastiklerin boyutları ile ilgili bir fikir birliği görülmemektedir. Saha çalışmalarında, yüzey suyunundan örnek alırken kullanılan ve plaj kumunu örneklemede kullanılan elekler, alt partikül boyutunu belirlemektedir (Law ve ark., 2010; Hidalgo-Ruz ve ark., 2012). Genellikle 330 µm delik çapına sahip ağlarla küçük çaplı mikroplastiklerin tutulamaması, örneklenen mikroplastiklerin partikül boyutunun yüksek çıkmasına neden olmaktadır (Song ve ark., 2014). Deniz ortamındaki mikroplastikler tipik olarak topaklar, fragmanlar veya lifler halinde bulunmaktadır (Smith ve ark., 2018). Mikroplastiklerin boyutları konusunda 2016 yılında GESAMP (The Joint Group of Experts on the Scientific Aspects of Marine Environmental Protection), Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi bir boyut sınıflandırması yayınlamıştır.

                      Çevrede Yer Alan Plastik Atıkların Boyut Dağılımı (GESAMP,2016)


Tabloda görüldüğü gibi, farklı boyutsal özelliklere sahip olan plastiklerden büyük boyutlu olanları çıplak gözle görülebilmekte iken, boyut küçüldükçe tespiti için mikroskoplara ihtiyaç duyulmaktadır.

Mikroplastiklerin Çevreye Dağılımı ve Etkileri

1960’lı yıllardan beri, plastik üretimi her yıl % 8,7 oranında büyüme göstererek küresel bir endüstri halini almıştır. Her yıl yaklaşık 8 milyon ton plastiğin okyanuslara karıştığı tahmin edilmektedir. Ayrıca şu anda 5,25 trilyon plastik partikülün okyanus yüzey sularında bulunduğu ifade edilmektedir (Smith ve ark., 2018). Yapılan araştırmalar, plastiklerin farklı yollarla aşınması sonucu oluşan gözle görülemeyen boyutlardaki kirlilik unsuru mikroplastiklerin su ekosisteminde gitgide daha fazla yoğunlaştığı ve sucul biyota için ciddi bir toksikolojik risk faktörü olduğu gerçeğini ortaya koymuştur (Alimba ve Faggio, 2019). Karasal ve sucul ekosistemlere dahil olan plastik polimerler güneş ışığı, dalga gibi doğal etkiler ile mikroplastiklere parçalanmaktadır. Plastiklerin bozunma derecesi; polimer tipi, sıcaklık, ışınlama ve pH gibi çevresel faktörlerden etkilenmektedir (Akbay ve Özdemir, 2016; Smith ve ark., 2018). Pek çok deniz memelisi, omurgasızlar, balık yiyen kuşlar ve balıklar bu mikroplastikleri yutmaktadır. Bu plastik parçacıklar karkas diseksiyonu ve özellikle sindirim sisteminde görülmektedir. Mikro- ve nano plastik parçacıkların ayrıca dolaşım sistemi yoluyla çevre doku ve organlara geçiş yapabildiği de belirlenmiştir (Lusher ve ark., 2017; Smith ve ark., 2018).

Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerine etkileri incelendiğinde, yapılan çalışmalar günümüzde maruz kaldığımız pek çok kimyasal maddeye dair olsa da, mikroplastiklerin çevreyi kirletme potansiyeli ve besin zincirine dahil olması ile ilgili çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bunun yanı sıra mikroplastikler ve bunlarla ilişkili kimyasal bileşenlerin deniz ürünleri aracılığıyla insanlara geçişi ve tüketici sağlığına olan etkileri üzerine henüz yeterli çalışma bulunmamaktadır (Carbery ve ark., 2018). Plastik materyallerin farklı koşullarda parçalanması sonucu insan vücuduna etki mekanizması ve potansiyeli partikül boyutu ve maruz kalma konsantrasyonu ile ilişkilidir. Mikrove nano plastik partiküllerinin memeli canlılarda epitel boyunca transkolasyon durumu gösterilmiştir. Partikül boyutunun 150 μm ve daha küçük olması oluşan partikülün mukozal bariyerden geçebileceğini gösterirken, 1,5 μm’den daha küçük partikül boyutları daha derin dokulara ulaşabilmektedir (Lusher ve ark., 2017).(Esmeray ve Armutçu)

Yapılan çalışmalarda mikroplastiklerin insanlar (parçacık boyutu 0,2-150 µm) ,kemirgenler (30-40 µm), tavşanlar (0,1-10 µm) ve köpeklerde (3- 100 µm) lenf ve dolaşım sistemine translokasyon kapasitesine sahip olduğu bildirilmektedir (Peixoto ve ark., 2019). Stock ve ark. (2019) tarafından yapılan çalışmada, polistiren (PS) mikroplastik parçacıklarının in vitro olarak insan hücrelerine ve in vivo olarak kemirgenlere geçişi incelenmiş ve PS partiküllerinin immun sistem üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda in vitro koşullarda 1 µm, 4 µm ve 10 µm büyüklüğündeki mikroplastik parçacıklar seçilen deneysel koşullarda oral yolla maruz kalmanın memeliler için akut sağlık riskleri oluşturmadığı ifade edilmiştir. Hesler ve ark. (2019) tarafından yapılan bir başka çalışmada ise 50 nm ve 0,5 µm büyüklüğündeki karboksile PS partiküllerinin insan intestinal ve plesantal hücrelerinden geçişi incelenmiştir. İn vitro modellerde hem nanoplastik hem de mikroplastiklere maruz kalındığı ve hücre içine geçişin gerçekleştiği, bununla birlikte bu geçişin sitotoksisiteye veya translokasyona yol açmadığı sonucuna varılmıştır. 20. yüzyılın ortalarında kullanımına başlandığından beri plastik malzemeler sağlıktan gıda güvenliğine, elektronikten otomotiv sektörüne kadar hemen her alanda kullanılmaktadır. Bu süreçte hayata bu kadar dahil olan plastik malzemelerin tehlike oluşturması ve dolaylı yollardan insan sağlığına olan etkileri büyük bir tartışma konusu olmuştur.

İnsanlar için mikroplastiklere maruz kalma durumu çok yönlüdür. Bunlar genel olarak; inhalasyon (solunan havadaki mikroplastik varlığı; şehir tozu, toz sentetik kauçuk materyaller vb.), oral yol ve cilt teması (sentetik tekstil ürünleri) olarak sınıflandırılabilir. Bunun yanı sıra kirlenmiş deniz ürünleri tüketimi, diğer yiyecek türleri ve mikroplastik ile kirlenmiş içme sularının tüketimi, gastrointestinal sisteme partiküllerin direk geçiş yolunu oluşturmaktadır. İnsan derisi mikroplastik ve diğer kirleticilerin bu süreçte vücuda girişini engelleme yeteneğine sahipse de açık yaralar, ter bezleri, saç derisi gibi olası yollarından mikroplastik geçişi ortaya çıkmaktadır (Torre, 2019). Mikroplastikler pek çok canlıda farklı boyutlarda dolaşım sistemine dâhil olabilmektedirler.

Gıda Maddelerinde Mikroplastik Varlığı

Mevcut gıda üretim sisteminde, ambalaj materyali olarak en fazla kullanılan malzemeler plastiklerdir. Plastiklerin gıda sanayindeki yaygın kullanımı sonucu besin zincirine mikroplastiklerin dahil olması ve insanların maruziyet durumunun artış gösterdiği düşünülmektedir (Van Raamsdonk ve ark., 2020). Yapılan çalışmalarda tek kullanımlık plastik bardaklardan Acrylonitrile maddesi geçişinin kanserojenik olduğu, polikarbonat plastikler, plastik tabak-çatal gibi malzemeler, cam kapların kapakları ve alüminyum konserve kutuların iç kaplamalarından bisfenol A geçişinin göğüs kanseri, prostat kanseri, obezite, diyabet gibi hastalıklara neden olduğu, deterjanlar ve gıda ambalajlarından ftalat geçişi olduğu ve bu geçişin üreme ve sinir sistemi üzerine etkili olduğu, köpük tabak, bardak, sandviç kaplarından stiren(vinil benzen olarak da bilinir) geçişinin kanserojenik etkileri olduğu görülmüştür (Rustagi ve ark., 2011).

Gıdalarda mikroplastik varlığını tespit etmek için , Diseksiyon mikroskobu, SEM, FTIR ve Raman Spektroskopisi gibi yöntemler kullanılmaktadır. Diseksiyon mikroskobu, mikroplastik örnekleri boyutlarına ve şekillerine (lif, küresel, granüler, film vs.) göre sınıflandırma ve sayımında kullanılırken, SEM/EDS analizi, mikroplastik partiküllerin elemental kompozisyonunu belirlemede kullanılmaktadır (Erıksen vd., 2013). FTIR (fourier transform infrared) spektroskopisi, filtre üzerinde kalan mikroplastiklerin doğrudan analiz edilmesini mümkün kılan bir teknik olup (Kappler vd., 2016). FTIR ile karbon içeren polimerlerin kolayca tespit edilebildiği belirlenmiştir (Shım vd., 2017). RAMAN spektroskopisi de FTIR gibi, ışık ile maddenin etkileşimi sonucu maddenin moleküllerindeki titreşimler vasıtasıyla kimyasal ve moleküler yapısın aydınlatılmasında kullanılan yaygın bir tekniktir (Oßmann vd., 2018).










Deniz Canlılarında Mikroplastik Varlığı Üzerinde Çalışmalar


Kaynak: Avrupa Bilim ve Teknoloji Dergisi Aralık 2020


Çeşitli polimer yoğunluk değerleri ve doğada bozunma süreleri


Kaynak:Akademik Gıda(2021):O.Atakan,M.Yücewer,C.Canaer

Mikroplastikler çeşitli kaynaklardan çevreye yayılabilir. Bunlar:

  1. Büyük plastik ürünlerin parçalanması: Örneğin, plastik şişeler, poşetler, ambalaj malzemeleri gibi büyük plastik ürünler zamanla çevre koşulları altında parçalanabilir.

  2. Plastik atıkların ayrışması: Plastik atıkların çöp depolama alanlarında veya geri dönüşüm tesislerinde ayrışması sırasında mikroplastikler oluşabilir.

  3. Plastik mikro boncuklar: Kozmetik ürünlerde ve temizlik malzemelerinde kullanılan plastik mikro boncuklar, ürünler kullanıldığında çevreye salınabilir.

  4. Sentetik elyaflardan gelen atıklar: Sentetik kumaşlardan yıkanma sırasında ortaya çıkan mikroplastikler, su yoluyla çevreye yayılabilir.

  5. Endüstriyel kaynaklar: Plastik üretim süreçleri, endüstriyel faaliyetler ve su yoluyla yayılan atıklar da mikroplastiklere kaynak olabilir.

Mikroplastiklerin çevreye etkileri büyük bir endişe kaynağıdır. Denizlerde ve tatlı su kaynaklarında birikerek sucul organizmalara ve ekosistemlere zarar verebilirler. Bu organizmalar mikroplastikleri yiyerek besin zinciri içine girebilirler ve sonuç olarak insanlar da bu plastikleri tüketebilirler. Mikroplastiklerin sağlık üzerindeki etkileri ise halen araştırılmaktadır.

Mikroplastiklerin kimyasal yapısı ve içerdikleri katkı maddeleri, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir. Plastiklerin içerisinde bulunan bazı kimyasallar çevredeki organizmalara zarar verebilir ve besin zinciri boyunca ilerleyebilir. Bu nedenle, mikroplastik kirliliğiyle mücadele etmek, hem çevre hem de insan sağlığı açısından önemlidir.

Bu nedenle, plastik kullanımının azaltılması, geri dönüşümün teşvik edilmesi ve çevre dostu alternatif ürünlerin tercih edilmesi gibi önlemler mikroplastiğin olumsuz etkilerini en aza indirmek için önemlidir.

Plastikler, günlük yaşantımızda birçok alanda kullanılmaktadır. İnsanlar şimdiye kadar 9milyar tonun üzerinde plastik üretmişlerdir. 2050 yılına kadar neredeyse 38 milyar ton plastik üretilecek ve bunun 13 milyar tonu atık olacaktır. Atık plastikler zamanla bozunarak mikroplastikleri (ikincil mikroplastikleri) oluşturacak,ayrıca kozmetik, ilaç gibi sektörlerde kullanılmak üzere kasıtlı üretilenmikroplastiklerde (birincil mikroplastikler) çevreye salınmış olacaktır.Mikroplastiklerin dağılımı 1 metreküpte 1 milyondan fazla parçadabulunabilmekte 100 metreküpte 1 parçadan daha az da bulunabilmektedir. Çevremikroplastik birikimine ve taşınımına katkıda bulunmakta, ayrıcamikroplastikler absorpsiyon nedeniyle ortamda bulunan mikro kirleticileri vebazı ağır metalleri bünyesinde tutarak yayılmasına neden olmaktadır. Bu damikroplastiklerin katlanarak tehlike oluşturduğu anlamına gelmektedir



Mikroplastikler, hem suda yaşayan canlılar için hem de insanlar için tehdit oluşturduklarından dolayı gittikçe artan endişelere neden olmaktadır. Mikroplastiklerin çeşitli yollarla insan bünyesine alınmasının, insan sağlığı üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkiler hakkında bilgiler çok sınırlıdır. Dolayısıyla insanların nedenli bir tehlike ile karşı karşıya kaldığını kestirmek zor olacaktadır. Mikroplastiklerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki risklerinin acil olarak araştırılmaya ihtiyacı vardır. (Cevat Armutçu- Düzce Üniversitesi)

Denizlerimizin Tehdidi: Mikroplastik Kirliliği


Denizlerimiz, dünya üzerindeki hayati öneme sahip ekosistemlerdir. Ancak son yıllarda, denizlerimizi tehdit eden önemli bir sorun ortaya çıkmıştır: mikroplastik kirliliği. Mikroplastikler, plastik atıkların doğada ayrışmasıyla oluşan son derece küçük parçacıklardır ve çevremizdeki her yerde bulunurlar. Burada, denizlerimizdeki mikroplastik kirliliğinin nedenleri, etkileri ve çözüm önerileri ele alınacaktır.

Nedenleri:

Denizlerimizdeki mikroplastik kirliliğinin başlıca nedenleri şunlardır:

1. Plastik atıkların yanlış yönetimi: Plastikler, uzun yıllar boyunca doğada parçalanmazlar ve çözülmezler. Yanlış yönetilen plastik atıklar, denizlere ulaşarak mikroplastiklere dönüşebilir.

2. Sökülen gemi ve yapılar: Denizlerdeki gemi kazaları veya yıkılan yapılar, büyük miktarda plastik parçacıklarının denize karışmasına neden olabilir.

3. Yıkılan plastik ürünler: Plastik ambalaj malzemeleri, pet şişeler ve diğer plastik ürünlerin yıkılması ve parçalanması sonucunda mikroplastikler oluşabilir.


Etkileri:

Denizlerimizdeki mikroplastik kirliliğinin çevre ve insan sağlığı üzerinde önemli etkileri vardır:

1. Ekosistem bozulması: Mikroplastikler, deniz ekosistemlerine zarar vererek, deniz canlılarının beslenme, üreme ve büyüme süreçlerini etkileyebilir.

2. Biyolojik birikim: Mikroplastikler, deniz canlıları tarafından yanlışlıkla besin olarak alınabilir ve besin zinciri boyunca ilerleyerek insanlar dahil olmak üzere üst düzey tüketiciye kadar ulaşabilir.

3. İnsan sağlığı üzerindeki etkiler: Mikroplastiklerin içerisinde bulunan kimyasal maddeler, insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir ve kanser, hormonal bozukluklar ve bağışıklık sistemi sorunları gibi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Marmara Denizi'nde yapılan bazı araştırmalar, mikroplastik kirliliğinin varlığını ortaya koymuştur. Özellikle İstanbul ve diğer büyük kentlerden kaynaklanan atık sular ve nehirler, Marmara Denizi'ne doğrudan veya dolaylı olarak mikroplastiklerin ulaşmasına neden olmaktadır.

Denizlerimizdeki mikroplastik kirliliği, küresel bir sorundur ve ciddi ekolojik ve sağlık etkileri bulunmaktadır. Bu sorunu çözmek için, plastik kullanımının azaltılması, geri dönüşüm ve doğru atık yönetimi, temizlik kampanyaları, plastik parçalanmasını önleyen önlemler ve toplum bilinçlendirmesi gibi çoklu yaklaşımlar gerekmektedir. İnsanların bir araya gelerek bu sorunu ele alması ve sürdürülebilir çözümler üretmesi önemlidir. Sadece böylelikle denizlerimizi koruyabilir ve gelecek nesillere temiz ve sağlıklı bir çevre bırakabiliriz


Mikroplastik Tehlikesine Karşı Çözüm Önerileri:


Mikroplastik kirliliğiyle mücadele etmek için çözüm önerileri aşağıda verilmiştir;


1. Plastik kullanımının azaltılması: Plastik tüketimini azaltmak, mikroplastik kirliliğinin önlenmesinde temel bir adımdır. Tek kullanımlık plastiklerin yerine geri dönüştürülebilir ve çevre dostu alternatifler tercih edilmelidir.


2. Geri dönüşüm ve doğru atık yönetimi: Plastik atıkların doğru bir şekilde geri dönüşümü, denizlere ulaşmadan önce mikroplastiklere dönüşmelerini engelleyebilir. Belediyeler ve toplumlar, geri dönüşüm altyapısının geliştirilmesine ve bilinçli atık yönetimine yatırım yapmalıdır.

3. Su arıtma Tesislerinin İyileştirilmesi: Ülkemizdeki atık su arıtma tesisleri hem sayı olarak yetersiz hem de teknoloji olarak yetersizdir. Süratle bütün arıtma tesisleri gözden geçirilerek. Sayı, kapasite ve teknoloji bakımından yeterli hale getirilmelidir.


4. Plastik deniz çöplerinin temizlenmesi: Denizlerdeki plastik atıkların temizlenmesi için düzenli olarak temizlik kampanyaları düzenlenmelidir. Sahil şeritleri, kıyı bölgeleri ve deniz tabanı gibi kirlilik noktaları hedeflenmelidir. Deniz süpürgelerinin bilhassa yerleşim yerlerinde sayısının çoğaltılması ve sürekli çalıştırılması gerekir.


5. Plastik parçalanmasını önleyen önlemler: Plastiklerin doğada parçalanmasını önleyecek önlemler alınmalıdır. Bu, plastik ürünlerin daha dayanıklı ve çözünmez olmasını sağlamak veya biyolojik olarak parçalanabilir plastiklerin kullanımını teşvik etmek gibi çeşitli yollarla gerçekleştirilebilir.


6. Bilinçlendirme ve eğitim: Toplumda mikroplastik kirliliği konusunda farkındalık yaratmak, insanların harekete geçmelerini teşvik eder. Eğitim programları, kampanyalar ve medya aracılığıyla insanlar bilgilendirilmeli ve plastik tüketimi konusunda daha sürdürülebilir seçimler yapmaları teşvik edilmelidir.

7. İşin sahibi ve koordinasyon: Çalışmalardan istenilen sonucun alınabilmesi için işin sahibinin yani sorumlusunun mevzuatla belirlenmesi gerekir. Bu konuda yetkili ve ilgili olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Denizcilik Kurumu ( Şu anda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bünyesinde) , Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Belediyeler ve sivil toplum kuruluşları arasında yeterli bir koordinasyon sağlanmalıdır. Eylül,2023- Dr. Mustafa Korçak



Mikroplastiklerin insan beynine sızdığı ilk kez tespit edildi!

Giysilerden arabalara, telefonlardan su şişelerine, gıda ambalajlarına kadar plastikler çevremizde her yerdedir. Güncel bir araştırma, minik plastik parçacıkların sağlığımız üzerindeki etkisine dair artan endişelere bir yenisini daha ekliyor…


ABD’de yapılan bir araştırmada ilk kez insan beyninde mikroplastikler bulundu. Henüz diğer bilim insanları bu araştırmayı bağımsız olarak teyit etmemiş olsa da, elde edilen sonuçlar medyada korkutucu ve endişe verici olarak nitelendirildi.


Mikroplastikler tam olarak nedir? Sağlığımız için ne anlama geliyorlar? Endişelenmeli miyiz?


Mikroplastikler nedir? Onları görebilir miyiz?

Genellikle plastik eşyaların yok edilemez olduğunu düşünürüz. Ancak plastik daha küçük parçacıklara ayrılır. Tanımlar değişiklik gösterse de genellikle mikroplastikler beş milimetreden daha küçüktür.


Bu da bazılarını çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük yapar. Bu nedenle, medyanın mikroplastiklerle ilgili makaleleri göstermek için kullandığı görüntülerin çoğu yanıltıcıdır, çünkü bazıları çok daha büyük, açıkça görülebilen parçaları gösterir.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page