ASELSAN SOFRADA MI?

KÜRESEL FONLARIN HEDEFİNDEKİ TÜRKİYE!
Parayla Satılamayacak Tek Şey: Türk Savunma Sanayiinde "Yabancı" Tehlikesi
Türkiye’nin savunma sanayisindeki amiral gemileri olan ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ (TAİ) ve ROKETSAN gibi kurumlar, yalnızca ticari birer şirket değil; Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinin, askeri bağımsızlığının ve ulusal güvenliğinin teminatıdır.
Birkaç gündür ortalıkta dönen iddialar (BlackRock gibi küresel dev finans fonlarının veya yabancı aktörlerin bu kurumlara göz dikmesi) ve Türkiye'nin mevcut jeopolitik/ekonomik durumu ekseninde, bu kritik kurumların yabancılara satılması ya da yabancıların bu kurumlarda söz sahibi olması fikrini stratejik, askeri, ekonomik ve tarihi boyutlarıyla şu şekilde analiz edebiliriz:
1. Tarihi Dersler ve Kuruluş Felsefesi (Neden Kuruldular?)
Yakın geçmişten hepinize hatırlatıldığı üzere, bu kurumların varlık sebebi acı tecrübelere dayanmaktadır. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında Türkiye’ye uygulanan ağır askeri ambargolar, müttefik dediğimiz ülkelerin en kritik anlarda Türkiye’yi yalnız bırakabileceğini, parasıyla dahi uçak, uçak motoru, tank motoru, telsiz, yedek parça ve mühimmat vermeyebileceğini göstermiştir.
ASELSAN (1975) telsiz ve elektronik ihtiyacını,
TUSAŞ (1973) ve sonrasındaki hamleler uçak/helikopter ihtiyacını,
HAVELSAN (1982) ise yazılım ve komuta kontrol ihtiyacını yerli imkanlarla karşılamak için Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV) çatısı altında, halkın bağışlarıyla kurulmuştur. Bu kurumların yabancı hisseye açılması veya satılması, Türk milletinin egemenlik ve "kendi kendine yetme" felsefesine tamamen aykırıdır.
2. Ulusal Güvenlik ve İstihbarat Zafiyeti Riskleri
Savunma sanayii firmaları, bir ülkenin en mahrem askeri sırlarını, algoritmalarını, radar frekanslarını, komuta-kontrol yazılımlarını ve kriptolu iletişim altyapısını üretir.
Hisse/Söz Hakkı Devri: Küresel bir fonun veya yabancı bir şirketin bu firmalarda yönetim kuruluna girmesi, kritik hisseleri alması ya da söz sahibi olması; o şirketin tüm AR-GE projelerine, stratejik yol haritalarına, patentlerine ve üretim sırlarına erişim hakkı elde etmesi demektir.
Ambargonun İçeriden Uygulanması: Yarın bir gün Türkiye kendi milli çıkarları doğrultusunda bir sınır ötesi operasyon veya savunma hamlesi yapmak istediğinde, yönetimde söz sahibi olan yabancı ortaklar "ticari veya siyasi gerekçelerle" üretimi yavaşlatabilir, projeleri engelleyebilir ya da veto hakkını kullanabilir. Bu, ambargonun dışarıdan değil, içeriden uygulanması anlamına gelir.
3. "Küresel Fonlar" ve Ekonomik Durumun Getirdiği Riskler
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar, döviz ihtiyacı ve enflasyonist ortam, yabancı sermaye girişini cazip kılmaktadır. BlackRock gibi trilyon dolarlık küresel yatırım fonları, dünyadaki jeopolitik dengeleri yöneten ve kar odaklı devasa yapılardır. Ancak savunma sanayii, "kar-zarar" mantığıyla veya sıcak para ihtiyacıyla özelleştirilebilecek bir sektör değildir. Ekonomik darboğazdan çıkış için bu kurumların feda edilmesi, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede ülkenin savunma bütçesini tamamen dışa bağımlı hale getirerek çok daha büyük bir ekonomik ve askeri yıkıma yol açar.
4. Teknoloji Transferi ve Beyin Göçü
TUSAŞ’ın geliştirdiği KAAN (Milli Muharip Uçak), HÜRJET, GÖKBEY; ASELSAN’ın hava savunma sistemleri (HİSAR, SİPER), radar sistemleri ve HAVELSAN’ın askeri yazılımları, binlerce Türk mühendisinin gece gündüz çalışarak ortaya çıkardığı milli entelektüel sermayedir. Bu firmaların yabancı kontrolüne geçmesi, geliştirilen teknolojilerin fikri mülkiyet haklarının yurt dışına kaçmasına ve bu kurumlarda çalışan nitelikli beyin gücünün motivasyonunu kaybederek ülkeyi terk etmesine neden olur.
5. Küresel Güç Dengesi ve İhracat Engelleri
Türkiye son yıllarda geliştirdiği İHA/SİHA'lar, zırhlı araçlar ve elektronik harp sistemleriyle küresel savunma pazarında bağımsız bir aktör haline gelmiştir. Batı'nın veya diğer küresel güçlerin pazar payını tehdit eden bu yükseliş, küresel devleri rahatsız etmektedir. Yabancıların bu şirketleri satın almak veya ortak olmak istemesinin bir diğer sebebi de potansiyel bir rakibi içeriden kontrol altına almak, büyümesini yavaşlatmak ve kendi pazarlarına tehdit olmasını engellemektir.
Özet ve Genel Yorum:
Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut jeopolitik riskler (Orta Doğu’daki istikrarsızlıklar, Ege ve Doğu Akdeniz’deki gerilimler, terörle mücadele) göz önüne alındığında, ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ ve ROKETSAN gibi kurumların yabancılara satılması, ortak edilmesi veya bu kurumlarda yabancıların söz sahibi olması kesinlikle uygun değildir ve büyük bir stratejik hata olur. İddiaların doğru olmadığına inanıyorum çünkü hiçbir yönetim bu kadar bariz bir hata yapmaz-yapamaz.
Ekonomik krizler ve kaynak ihtiyacı, milli güvenlik mimarisinin temel taşları satılarak çözülemez. Aksine, bu kurumların TSK Güçlendirme Vakfı bünyesindeki kamusal ve milli yapısı titizlikle korunmalı, siyasi veya ekonomik hiçbir mülahazaya kurban edilmemelidir. Bağımsız bir dış politika yürütmenin ilk ve en hayati şartı, savunma sanayiinde tam bağımsızlıktır.



Yorumlar